Baybars Örsek: Doğruluk kontrolü, araştırmacı gazeteciliğin olmazsa olmazlarından biridir

Doğruluk Payı ve doğruluk kontrolü ile ilgili sorularımızı yanıtlayan dogrulukpayi.com kurucusu Baybars Örsek, Cumhurbaşkanlığı ve ardından yapılacak genel seçimler öncesinde Türkiye kamuoyunu doğru bilgilendirmek, veri temelli bir tartışma yaratabilmek için Doğruluk Payı’nı yayın hayatına başlattıklarını belirtiyor. Doğruluk kontrolünün, araştırmacı gazeteciliğin olmazsa olmazlarından biri olduğunu ifade eden Örsek, “herhangi bir siyasi partiye sıkı sıkıya bağlı olan seçmenlerin normal koşullarda takip etmediği iddiaların doğruluğunu veya yanlışlığını veri temelli olarak onlara ulaştırmaya çalışıyoruz” diyor. Kimsenin düşüncesini veya seçmen tercihlerini değiştirmeye çalışmadıklarını belirten Örsek, ülkedeki sosyal, politik, ekonomik konuların veri odaklı tartışılması için aracılık yapmaya çalıştıklarının altını çiziyor. 

Doğrulama inisiyatifleri doğuran ihtiyaç neydi? Dünyada ve Türkiye’de ortaya çıkışları nasıl oldu?

Doğruluk Payı’nı kurduğumuzda yaklaşan iki seçim vardı. Cumhurbaşkanlığı ve ardından bir genel seçim söz konusuydu. Bizlerde bu iki seçim öncesinde yapacağımız çalışmalar ile Türkiye kamuoyunu doğru bilgilendirmek, veri temelli bir tartışma yaratabilmek için Doğruluk Payı’nı yayın hayatına başlattık. Konunun dünyadaki tarihi biraz daha eski. Batılıların fact-checking dediği, bizim doğruluk kontrolü olarak çevirdiğimiz kavram aslında araştırmacı gazeteciliğin olmazsa olmazlarından bir tanesi. Dünyada yalan haberin, doğru olmayan bilginin dolaşımda olması çok daha eski bir süreç. Ama bunun kurumsal bir yapıyla ve fact-checking adı altında yapılmaya başlanması 2000’li yılların başına denk geliyor. Amerika’da factcheck.org isimli bir İnternet sitesinin kurulmasıyla fact-check kavramı bir komsept olarak oluşmaya başlıyor. Bununla beraber, hemen ardından yaklaşan 2008 ABD başkanlık seçimleri öncesinde politifact isimli bir site ile konu daha popüler hala geliyor ve hatta 2009 yılında Politifact, Pulitzer Ödülü’ne layık görülüyor. Bu sayede doğruluk kontrolü dünyada kabul gören bir komsept olarak bugün dünyada 150’ye yakın kurum, 60’a yakın ülkede fact-checking faaliyetlerini yürütüyolar.

Dünyada doğrulanmaya ihtiyacı olan ilk haber konusunda bir bilgi var mı?

İlk yalan haber olarak bilinen bir bilgi var. 1835 yılında Amerika’da New York Sun isimli bir gazete Ay’da hayat bulundu şeklinde üç günlük bir yazı dizisi yayınlıyor. Ciddi satış rakamlarına ulaşıyorlar ve bundan yıllar sonra bu haberin yalan olduğunu, bunun yüksek tiraj için olduğu söyleniyor. Bu şekilde ilk yalan haber karşımıza bu şekilde çıkıyor.

Politifact isimli site için “Amerika’da siyasilere ter döktüren site” demiştiniz? Türkiye’de de siyasetçileri bu şekilde zorladığınızı düşünüyor musunuz? Mesela siyasetçilerin söylemlerinin doğruluğu konusunda bir artış oldu mu?

Yayın hayatına başladığımızdan beri 1200 farklı iddiayı kontrol ettik. Bu 1200 iddianın yaklaşık yüzde 30’unda tamamen bir doğruluk payı varken, geri kalan yüzde 70’inde irili ufaklı hatalar bulduk. Bizim çalışmalarımızın üç hedef kitlesi var. Birincisi; seçmenler. Seçmenlere, doğru bilgiyi veri temelli bir formatta sunmayı hedefliyoruz. İkinci hedef kitlemiz; medya. Biz içeriklerimizin hem geleneksel hem de yeni medya kanalları tarafından kullanılması ile daha geniş kesimlere ulaştırılmasını hedefliyoruz. Üçüncü hedef kitlemiz ise siyasetçiler. Siyasetçiler ile bir düşman ilişkisi yerine onlara tamamen yapıcı bir şekilde kamuoyu hizmeti sunuyoruz. Kontrol ettiğimiz tüm iddiaları, ilgili iddia sahibine hemen ulaştırarak, o konuyla ilgili bir cevap hakkı kullanmayı isteyip istemediğini, bir düzeltme talebi olup olmadığını soruyoruz. Bir çok durumda da geri dönüş alarak, ya teşekkür ya da itiraz konuları söz konusu oluyor. Bu şekilde bir doğruluk kontrolü yaparak, kendilerine doğru bilgi sunmak için bir otokontrol mekanizması sunmaya çalışıyoruz. Ancak, Doğruluk Payı çalışmaya başladığından beri “doğruluk oranları  şu kadar yükseldi” diyebileceğimiz bir veri elimizde yok çünkü bir her iddiayı kontrol edemiyoruz. Bizim için bir iddianın kontrol edilebilmesi için öncelikle doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir olması gerekiyor. Ayrıca konunun gündemde bir ağırlığının olması gerekiyor. Bizde bu nedenle kontrol ettiğimiz iddiaları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan milletvekilleri, büyükşehirlerin belediye başkanları, cumhurbaşkanı ve üst düzey parti yöneticileri gibi bir listede gerçekleştiriyoruz. İddia kontrolleri haricinde de ülkede tartışılan konular olan eğitim, sağlık, turizm, istihdam, iş güvenliği, kadın cinayetleri gibi alanlarda bültenler yayınlıyoruz. 180’e yakın kamu kaynağını takip ederek açık kaynaklardan bilgi sağlıyoruz.

Yalan veya yanlış haberlerle ilgili olarak  “insanlar aldığı haberden mutlu oluyor veya insanların eğlenmeye ihtiyacı var. Bu nedenle yanlış bile olsa umursamıyor” diyebilir miyiz?

Öncelikle biz haberlerin doğruluğu veya yanlışlığı ile ilgilenmiyoruz, siyasi fact-checking yapıyoruz ve toplumsal konularla ilgili konuları analiz ediyoruz. Ama şunu gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim: İnsanlar genellikle ait oldukları mahallelere hitap edecek, kendi tatmin duygularını sağlayacak içeriklere daha kolay inanabiliyorlar. Türkiye ve uluslararası diğer çalışmaları gözlemlediğimizde, bir siyasi parti, bir düşünce veya ideolojiye sımsıkı bağlı kişilere, o konuyla ilgili verileri doğru olarak sunduğunuz ve iddianın yanlış olduğunu söylediğiniz zaman, geri tepme dediğimiz bir problemlede karşılaşabiliyoruz. Bu sebepten dolayı iddianın doğruluğu ile ilgilenirken, söyleyen kişiye “yalan söylüyor” demiyor, “doğruluk payı” yoktur diyoruz. Takipçilerimizin de bizi konu odaklı takip etmelerini teşvik etmeye çalışıyoruz.

Sosyal medya ile birlikte ciddi bir haber bombardımanına maruz kalıyoruz. Yoğun haber akışı içerisinde nitelikli haber üretimi ne kadar mümkün?

Biz, içeriklerimizi tamamen birincil kaynaklardan toparlıyoruz. Haber ajanslarından (Anadolu Ajansı, Doğan Haber Ajansı ve İhlas Haber Ajansı) gelen haber, iddia ve konuları değerlendiriyoruz. Söz konusu siyasetçiler olduğu zaman, siyasetçilerin onaylı sosyal medya hesaplarında ki paylaşımları inceliyor ve gün içerisinde konuk oldukları televizyon programlarını, video kaydını, içeriklerde kullanmak şartıyla ele alıyoruz. Sosyal medyada kullanıcılar tarafından üretilen içeriklerle ilgilenmiyoruz. Bizim misyonumuz kamuoyunu doğru bilgilendirmek olduğu için oy verenlerin, oy verdikleri kişiden doğru bilgi almalarına aracılık etmeye çalışıyoruz.

Bu söyledikleriniz üzerine, sosyal medyadan gelen yalan/yanlış haberlerin daha çok troll hesap kaynaklı olması nedeniyle, insanların şüphe duyulan haberler ile aynı zamanda siber zorbalığa maruz kaldığını konusunda bir şeyler söylemeniz zor diyebiliriz.

Evet çok geliyor bu konu ama bu konuda biz bir aksiyon almıyoruz. Siyasetçiler ve toplumu ilgilendiren kişiler ile ilgili analizler yapıyoruz.

İletişim Fakültetesi’nde duyduğumuz kavramlardan biri “Eşik Bekçisi” kavramı. Siz yaptığınız iş bağlamında baktığınızda kendinizi toplum için bir “eşik bekçisi” olarak görüyor musunuz?

Bence günümüzü uygun bir kavram. Hem İnternet’te hem de günlük hayatta insanların ait oldukları ve kutuplaşmanın yoğun olduğu ülkelerde insanlar kendi sosyal gruplarına çok sıkışıp kalıyorlar. Herhangi bir Twitter kullanıcısının, takip ettikleri insanlarda kendi eşikleri olan ve yankı odaları diye tabir edilen oluşumları oluşturuyorlar. Biz farklı yankı odaları arasında eşik bekçisi olmaya çalışıyoruz. Bizim takipçilerimiz arasınde hem Ak Parti’ye hem CHP’ye hem MHP’ye hem HDP’ye oy veren seçmenler var ve biz bu farklı gruplara, farklı konularda veri temelli içerikler sunuyoruz. Herhangi bir siyasi partiye sıkı sıkıya bağlı olan seçmenlerin normal koşullarda takip etmediği iddiaların doğruluğunu veya yanlışlığını veri temelli olarak onlara ulaştırmaya çalışıyoruz . Seçmen kitleleri odaklı bir çalışmamız oluyor. Veriyi, içerikleştirirken ve iddiayı kontrol ederken bunu farklı yankı odalarında ki insanlara ulaştırmaya çalışıyoruz. Fact-checking kurumları için aşılması gereken en büyük sorun eşik bekçisi olmayı başarmak. Sonuçta belli bir mahalleye ait kalırsanız yaptığınız içerikler sadece o alandaki insanlara ulaşıyor ve biz bunu aşmak için agresif bir şekilde dijital alanda faaliyet gösteriyoruz.

Seçmen veya toplum size inanıyor mu? Politik görüşler bağlamında bazı kalıplar vardır. Bunları kırmak kolay mı?

Özellikle kırmaya çalışmıyoruz. Kimsenin düşüncesini veya seçmen tercihlerini değiştirmeye çalışmıyoruz. Biz, ülkedeki sosyal, politik, ekonomik konuların veri odaklı tartışılması için aracılık yapmaya çalışıyoruz. Biz diyoruz ki; “şöyle bir iddia var, bu iddianın dayandığı verilerde böyle tutarsızlıklar var, bir güncellik problemi var, eksik bilgi var, abartma veya bağlamından kopartma var.” Biz bununla ilgili bir analiz yaparak bunu ortaya koyuyoruz. Farklı medya kurumları içerik değiştirip seçmeni belli bir yöne itmeye çalışıyor olabilir ama bizim misyonumuz veriyi ortaya koyup, bunu içerikleştirip, gerektiğinde videolaştırıp, infografikleştirip daha paylaşılabilir daha tüketilebilir bir hale getirmek. Biz olabildiğince objektif bir şekilde bilimsel metodlarla yaptığımız içerikleri geniş kesimlere ulaştırma misyonuyla hareket ediyoruz. Facebook’ta yaptığımız paylaşımların altına gelen yorumlarda farklı siyasi partilere yakın olan seçmen profillerinin, söz konusu eğitim, sağlık, ekonomi olduğu zaman veriler üzerinden tartışabildiklerini gözlemliyoruz. Bence bu durum Türkiye’deki siyasi atmosfer için çok değerli çünkü Türkiye’de siyaset daha çok muhafazakarlık, sekülerlik, milliyetçilik gibi değerler üzerinden yürütülüyor. Biz bu noktada bu siyasi pozisyonları değilde, gündemi değerlendirmeyi ve medya okuryazarlığını daha çok veriler üzerinden değerlendirilmesini sağlamaya çalışıyoruz.

Sizin önünüze en çok hangi alanda konular geliyor? Mesela son dönemde Suriyeli mülteciler gündemdeydi.

İçeriklerimizin yüzde 70’i ekonomiyle ilgili konular. Büyüme rakamları, istihdam, işsizlik gibi gündelik hayatımızı etkileyen bütün mikro ekonomik alanlarda içerikler hazırlıyoruz. Doların artışından, domates fiyatlarına kadar, gayrimenkul satış oranlarından, ihracat bazlı ülkeler karşılaştırmalarına kadar çok fazla ekonomi ile alakalı içerik üretiyoruz. Tabii ki Suriyeli sığınmacılar ile ilgili olarakta doğru bilinen yanlışlar ile ilgili analizlerimiz var. Hatta geçtiğimiz sene bu konuda CNNTürk ile ortak bir çalışma gerçekleştirdik. Olabildiğince toplumu ilgilendiren, veri temelli tartışılmasında eksiklik gördüğümüz alanlarda veriler hazırlıyoruz. Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara yaptığı yardımlarla ilgili bir çok şehir efsanesi dolaşıyor. Bunların doğruluğunu araştırıp, yanlış ve doğru olanlarını paylaşıyoruz. Aynı zamanda Avrasya Tüneli’nin maliyeti ve geçiş ücretini dünyadaki diğer ülkelerle karşılaştırdık.

İçinde bulunduğumuz yapı içerisinde şüphenin sınırlarını zorlamamız gerekiyor mu? Sadece şüphe duymak tek başına yeterli mi?

İlk başta şüphe duymamız gerekiyor. Türkiye’de ve dünyada da eskiden insanlar bir şeyi televizyonda gördüğü zaman ona inanırdı. Amerika’da televizyondan satış yapan firmalar, ürünün üzerine “televizyonda görülmüştür” gibi bir damga basarlarmış. Bir şeyin televizyonda görülmesi ona bir güvenilirlik katarmış. Şimdi ne yazık ki İnternet’te görülen her şeye inanma gibi bir refleks gelişti. Bu, bir okulun velilerinin oluşturduğu Whatsapp grubunda dönen bir şehir efsanesi de olabilir, anaakım medyada bir siyasetçinin söylediği söz de olabilir. İnsanlar, duyduklarına ve gördüklerine koşulsuz inanma eğilimi gösteriyorlar. Bunu aşmak için ilk başta şüphe duymak gerekiyor. “Acaba bu doğru mudur?” diye sormak gerekiyor. Bu da tek başına yeterli değil ve belli bir donanıma sahip olmak gerekiyor. Size ulaşan bilginin doğru olup olmadığını araştırmak için birincil kaynaklara nasıl bakarsınız, nasıl bir araştırma yaparsınız? Bugün herkesin elinde akıllı telefon var. Çok basit yönetemlerle bilgiyi nasıl karşılaştırıp, kıyaslarsınız? Bunları öğrenmek gerekiyor. Biz bununla ilgili hem İnternet üzerinden hem de İstanbul ve Anadolu’nun farklı şehirlerinde üniversitelerle, belediyelerin gençlik meclisleriyle ve sivil toplum kuruluşlarıyla düzenli atölye çalışmaları yapıyoruz. Doğruluk Payı’nın ne yaptığını, faaliyetlerini, medya okuryazarlığı ve veri madenciliğini anlattığımız eğitimler düzenliyoruz. Bunu özellikle İletişim Fakültesi öğrencileri ile yapıyoruz ki meslek hayatına atıldıkları zaman doğrulama ve fact-checking kendi ceplerinde olsun.

Doğruluk Payı ile ilgili olarak geleceğe dönük projeleriniz var mı?

Bizim vizyonumuz, Türkiye’nin veri temelli referans noktasını oluşturmak. Şu aşamada sitemizde iddia kontrolleri, bültenler, zaman zaman quizler ve galeriler gibi daha tüketilebilir içerikler, çok sayıda video üreterek aylık yaklaşık 50-60 özgün içerik yayınlıyoruz. Dünyanın önde gelen medya kuruluşları, Washington Post, New York Times, günde 450-500 adet özgün içerik üretiyorlar. Türkiye’de bu rakam, Hürriyet için örnek veriyorum, günde 100’ün üzerine çıkmıyor. Biz bunu şu an günde 3-4 yapıyoruz ama bu kurumlarla kıyasladığımı zaman çok küçük kalan bütçemiz, ekibimiz ve organizasyon yapımız söz konusu. Biz bunu daha çok arttırarak özgün içeriklerle Türkiye’de siyasetin ve toplumsal konuların açılış ve referans noktası olmak istiyoruz. Bu kapsamda Hükümetre adlı bir çalışmamız var. İktidarın vaatlerini düzenli olarak kontrol ederek kamuoyu ile paylaştığımız bu çalışmanın 64 ve 65. Hükümetleri kapsayan ikincisini yayınladık. Hükümetre’yi ayrı bir sayfa olarak düşünüyoruz. Çok yakın zamanda verikaynagi.com isimli bir İnternet sitesi açılışı yapacağız ve bu İnternet sitesinde Türkiye’deki 170’in üzerinde resmi ve devlet tarafından sağlanan kaynağı belli içerikleri bir madencilik faaliyetine tabii tutarak Türkiye’yi ilgilendiren konularda grafikler ve görsellere yer vermeye hazırlanıyoruz.

Son olarak, doğrulama inisiyatiflerinin gelecekte takip edilme açısından klasik haber sitelerinin yerini alabileceğini düşünüyor musunuz?

Alabilir. Özellikle seçim dönemlerinde ilgi çok daha fazla. Bu aralar Türkiye’de yaklaşık 2 yılda bir seçim oluyor. Aslında dünyada da benzer bir yapı söz konusu. Burada iki önemli nokta var. İlki, Doğruluk Payı gibi doğruluk çalışmalarının başlı başına bir portal olması, ikincisi ise, Doğruluk Payı gibi çalışmaların kendi içeriklerinin büyük medya kuruluşlarının içine entegre edebilmesi. Bu kapsamda yaklaşık iki aydır hurriyet.com.tr ve cnnturk.com.tr ile Doğruluk Payı videolarını paylaşmaya başladık. Bizim şu an yayınladığımız videolar, hem sitemiz, Facebook ve Youtube sayfalarımızda hem de Doğruluk Payı logosu ile Hürriyet ve CNNTürk’te de yayınlanmaktadır. Bu sayede milyomlarca insana ulaşmaya başlıyorsunuz. Mesela, iki hafta önce bitcoin tartışmalarının gündemde olduğunda bitcoin ile ilgili veri temelli bir video hazırladık. Bu video hurriyet.com.tr’nin ekonomi sayfasında yer alan ilgili haberlerin altında gözükmeye başladı. Kendi çabamızla 500 bin kişiye ulaşan bir video böylece 3 milyon kişiye ulaşmış oldu.

Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Murathan Birinci
Paylaş:
Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.