Ergin, “Her şeyden hikaye çıkabilir. Ama yazmak sizin kararınıza kalmıştır”

Yurdumuzun pek çok köşesinden, bilinen yerlerin ve  yazarların dışında, edebiyatımıza yeni soluk getiren yazarlarımız bir gün çıkmasın karşımıza. Üstelik bu yetenekler, yaşadıkları coğrafyadan izler taşıyan eserlerle karşımıza çıkıyorsa bambaşka. Hani demişler yaaa “Ulusal olunmadan evrensel olunmaz” diye. Yerel olunmadan da ulusal olunmadığını ilerleyen zamanlarda görmeye başlayacağız. 

Buna en güzel örnek Trakyalı yazarımız Anıl Ergin diyebiliriz. Kırklareli Lüleburgaz Belediyesi’nde memur olan Ergin, yaklaşık 2 ay önce “Koca Pelvan ve Sarı Kızan” adlı romanıyla edebiyat dünyamıza giriş yapmış bulunmakta. Aslen Babaeski’li olan Anıl Ergin’le Babaeski Kitap Evi’nde yapmış olduğu imza gününde buluştuk, kitabı ve yazarlık hakkında sohbet ettik. Kitabında yazarımız, doğmuş olduğu Babaeski Pancarköy’de yaşanan, günümüzde sık rastlanmayan bir dostluğu Trakya’ya has değerlerle sıcak bir ortam içerisinde biz okurlara sunmuş. Kitap yazma konusunda ise Ergin, hayatın her anında bir hikayenin yattığını, fakat o hikayenin yazmaya değer olup olmadığının bizlere kaldığını söylemekte.

Öncelikle Anıl Ergin kimdir?

1980 yılında Babaeski Pancarköy’de doğdum. 2004 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Maliye Bölümü’nden mezun oldum. Şu anda Lüleburgaz Belediyesi’nde memur olarak çalışıyorum. İstanbul’da Tiyatro Atölyesi’nde 6 ay boyunca eğitim aldım. 3 aya kadar da Ceyda Aşar’ın Senaryo Atölyesi’ne katıldım. 30 yaşından sonra yazarlığa merak saldım. Bu yolda ilerlemeye çalışıyorum.

Yazarlığa nasıl merak saldınız? İlham kaynağı ne oldu?

Çocukluğumdan beri hikaye anlatmayı çok severdim. Dinlemeyi de çok severim. Tarihe de merakım vardır. İzlediğim ve gördüğüm şeyleri insanlara amatör olarak anlatmayı seviyordum. Zaman içerisinde yazıya dökmeyi düşündüm. Eşimin de bu yolda katkısı büyük oldu. Hikaye sürekli yazardım. Ama yayınlatmayı hiç düşünmüyordum. Aklımdan geçmiyordu. Eşim okuduktan sonra, “Bunlar güzel şeyler. İnsanlarla paylaşsana” dedi. Bunları birkaç edebiyat öğretmeni arkadaşla paylaştım. Hikayeleri yarışmalara götürmeyi önerdiler. Durum böyle olunca ben de cesaretlendim “Neden olmasın yayınlatabilir miyim?” diye. Ufak ufak yayınlamaya başladım.

Koca Pelvan ve Sarı Kızan sizin ilk eseriniz galiba?

Roman olarak evet. Bir tiyatro oyunum var yazmış olduğum “Geçmişten Gelen Ev” diye. Farklı alanlarda hikayelerim var. Ama roman olarak ilk eserim Koca Pelvan ve Sarı Kızan.

Kitabın konusu tam olarak nedir?

Bir dostluk hikayesini anlatıyor. Türler arası bir romandır. Tek bir türe indirgeyemeyiz. Fantastiktir veya polisiye romanıdır denemez. Bu romanda aslında yitirmekte olduğumuz bir takım değerler var benim gözlemlediğim. Onlara atıfta bulundum. Birbirini hiç bırakmayan satmayan 2 dostun yaşamını birbirine destek olarak yürüttükleri bir hayat hikayesi, bir zaman dilimi anlatılıyor. Keyifle okunacağını düşünüyorum. Roman yeni çıktı. 2 ay önce yayınlandı.

Tam olarak edebi tarzını oturtmuş veya bulmuş olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Tarz gibi şeyler yazarların değil, edebiyatçıların işi. Onlar belirleyecek. Onlar karar verecekler hangi tarz olduğuna dair. Bunları kafaya takarak yazan insanın kendine sınır koyduğunu düşünüyorum. Onlarla ilgilenmemeli yazar. Elbet bir yazım tarzınız oluşuyor, ama ona edebiyatçılar ve okurlar zamanla kesin olarak karar vereceklerdir.

Bu romanı yazarken ilham kaynağı ne oldu?

İlham kaynağı değil de, herhangi bir şey yazının konusu olur. Burada önemli olan, sizin tercihinizdir. Anlatmaya değer bir hikaye mi değil mi demenizdir. Yoksa şu an yaptığımız bu röportaj da bir yazının konusu olabilir. Oturursunuz yazarsınız bununla ilgili. Peki bu anlatmaya değer bir iş mi? Buna karar vermeniz gerekiyor. Ben herhangi bir şeyden yazmaya motive olabiliyorum. Ama her şeyi de anlatmıyorum. Bu hikayenin çıkışı da bu şekilde. Beni motive eden belli bir şey yok.

Normal mesleğiniz memurluk. İnsanlar sormuyor mu normal bir memurluktan yazarlığa geçiş nasıl oldu diye?

Aslında çok vardır memur yazarlar. Fakir Baykurt öğretmendir. Turgut Uyar devlet memurudur. Aslında dikkatli bir araştırma yaptığınızda çok memur yazar vardır. Ben bir meslek olarak değerlendirmiyorum. Geçim savaşı bu. Oralarda da kim nerede tutunabilirse. Hayatta kim yapmak istediği şeyi özgürce yapabiliyor ki? Belli bir yerde para kazanmak zorundasınız. Bunu isteyerek ya da istemeyerek yapıyorsunuz. Yaptığınız her işte elinizden gelen gayreti göstermek zorundasınız.

İlerisi için tabi kitap projeleriniz vardır.

Tabi ki var. Yeni bir kitap projem var. Polisiye bir kitap hazırlıyorum şu an. Tabi 1 buçuk 2 seneyi bulur. Şu an Koca Pelvan ve Sarı Kızan çok yeni bir kitap. Onun biraz tadını çıkarmak istiyorum.

Son olarak yazar adaylarına neler söylemek istersiniz? Bundan sonra yeni hedefleriniz nelerdir?

Yazmaya başlamamamışlar ise başlamasınlar. Başlamışlarsa kesinlikle bırakmasınlar. Bunu söyleyebilirim. Benim bundan sonraki hedefim yalnızca yazmak. Demiyorum ki ilerde şu olursa benim için bu iş biter bu olursa, son noktadır. Benim bir noktam yok. Önce kendim için, sonra da okunması için yazıyorum.

Eray Mıdıkoğlu

Eray Mıdıkoğlu

13 Mart 1993 Edirne'de doğdu. Liseyi Hayrabolu Anadolu Lisesi'nde okudu, daha sonra Babaeski Atatürk Anadolu Lisesi'ne geçiş yaparak lise eğitimini orada tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Kocaeli'de yerel gazetelerde editör olarak çalıştı.
Eray Mıdıkoğlu
Paylaş:
Eray Mıdıkoğlu

Eray Mıdıkoğlu

13 Mart 1993 Edirne'de doğdu. Liseyi Hayrabolu Anadolu Lisesi'nde okudu, daha sonra Babaeski Atatürk Anadolu Lisesi'ne geçiş yaparak lise eğitimini orada tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Kocaeli'de yerel gazetelerde editör olarak çalıştı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir