Türkiye Cumhuriyeti’nin önemine hiç bu açıdan baktınız mı?

Türkiye Cumhuriyeti’nin, okullarda, televizyonlarda, gazetelerde, kısacası bizleri bilgilendiren her mecrada değeri, önemi ve ne kadar genç bir demokrasiye sahip olduğu öğretilir.

Genel olarak kulaklarımıza alışıldık gelen, modernleşme, demokrasi ve medeni hakların millet için ne kadar değerli ve eşit yurttaşlık hakkı getirdiği konusunda, son zamanlar ne kadar çamur atılsa da, ülkemizde büyük bir çoğunluk tarafından kabul görür.

Ancak bazen bu kabulde bazı çatlaklar ve eleştirilerde ortaya çıkar. Cumhuriyetin demokrasisinin tam oturmadığı, toplumun hala Osmanlı kafasında olup cumhuriyet değerlerinin özümsenememiş olması ve dünyada genç bir cumhuriyet oluşu söylenir.

Kurulduğundan bu yana çok partili hayat denemelerine, ekonomik krizlere, darbelere ve toplumun dinamiğini zedeleyecek bir çok olayın cumhuriyet rejiminde yaşandığı ve kimi zaman ikinci cumhuriyetçilik meselesine vurgular yapılır. Atatürk ve başta silah arkadaşları olmak üzere fikir arkadaşlarıyla birlikte kurduğu cumhuriyet düzeninin artık eski model olup, daha dinamik bir cumhuriyet kurulması gerektiği üzerinde kimi çevrelerce öneriler sunulur.

Bu yazıda komşu ülkelerimizden ve günümüzde dünyada örnek gösterilen bazı ülkelerden kısa tarihi olaylar anlatarak cumhuriyetimizin ne kadar değerli olduğunu anlatacağım:

Bulgaristan, Yunanistan, Sovyetler Birliği (Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan), İran, Irak, Suriye, İtalya, Almanya, Fransa, Çin, İspanya.

Bulgaristan, cumhuriyetimiz ilan edildiğinde henüz bir çarlık devletiydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sosyalist cumhuriyete geçen Bulgaristan 1989’da Doğu Blok’unun çökmesiyle bugünkü demokratik rejimine anca ulaşabildi. Bu süreçte Bulgaristan özellikle Türk azınlığa karşı çok büyük baskılar uyguladı.

Yunanistan. 1919 yılında Anadolu’yu bir krallık devleti olarak işgal etmeye başlayan Yunanistan Devleti, 1922’de Büyük Önder Atatürk önderliğinde başlatılan Kurtuluş Savaşı, kendilerine göre Anadolu Bozgunu’nda yakın tarihlerinde yaşadıkları en büyük yenilgi ve buhranı yaşadı. Bunun sonucu 1924’te cumhuriyet rejimine geçme kararı alındı. Yürüyemedi, 2. Konstantin 1935’te yönetimi eline alarak yeniden krallık rejimine geçti. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi-İtalyan işgaline uğradı, 1948’de işgalcileri def eden milliyetçi ve solcu gruplar kendi aralarında iç savaşa başladı. 1967’de askeri darbeyle krallık rejimi düştü. Cumhuriyete geçelim derken yönetim askeri diktatörlüğe dönüştü. 1974’te tekrar yaşanan bir askeri darbe bugünkü cumhuriyet rejimini oluşturdu ve Konstant Karamanlis Başbakanlığı’ında cumhuriyetin ilk yönetimi kuruldu ve 1981’de Avrupa Birliği’ne giren Yunanistan, Anadolu Bozgunu’ndan bu yana yaşamış olduğu istikrarsızlığa son verdi.

Sovyetler Birliği. Cumhuriyetimizden daha eski daha istikrarlı, fakat anti demokratik, sosyalist rejimli, bir dönemin süper gücü Sovyetler Birliği. Ta ki 1991 yılına kadar. 1917 yılında Vladimir Lenin önderliğinde, Bolşevik Devrimi ile Rus Çarlığı yıkılmış ve sosyalist bir yönetimle cumhuriyet rejimine geçilmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler, büyük kayıplar vermesine rağmen, savaştan zaferle çıktı. 1991 yılına kadar tarihe dikta yönetimleri ve katliamlarının yanı sıra bugünkü modern dünyanın öncüsü olacak uzay yarışlarının da başlangıç düdüğünü çalan modern eski süper güç oldu. 1991 yılına gelindiğinde, sosyalist rejim kapitalist düzene karşı kendini yenileyememesi, Afganistan işgalinden yenik ayrılması ve birlikteki hantallaşma, hem rejim değişikliğine hem de kendi içinden 16 devlet çıkartarak bölünmesine yol açtı. Bu bölünme, ülkemizde bilinen Azerbaycan’da yaşanan Hocalı katliamı gibi olaylar silsilesine sebep oldu.

İran. Günümüzde şeriat rejimiyle yönetilen İran, cumhuriyetimiz kurulduğunda şah Rıza Şah Pehlevi ve hanedanı tarafından yönetiliyordu. Bu rejim, Batı taraftarı olan ve anti demokratik olmasına rağmen İran’ı laik bir yaşam tarzıyla yönetiyordu. 1979’da İslamcı önder Ayetullah Humeyni, solcu, İslamcı, liberal pek çok kesimi arkasına alarak Şah Rejimini devirdi. Monarşinin yıkılıp, cumhuriyet sisteminin getirilmesi başlarda olumlu karşılansa da ülkede İslamcı grupların diğer siyasi kesimlere baskısı sonucu gelen Şeriat rejimi ve 1980’de başlayan Irak-İran Savaşı ülkeyi yaşanmaz hale getirmiş ve zorunlu göçlerin yaşanmasına sebebiyet vermişti.

Irak, cumhuriyetimiz ilan edildiğinde İngiliz mandasında bir krallık devletiydi. 1958’de yaşadığı cumhuriyete geçiş, Suriye ve Mısır’la birlikte Arap Birleşik Devletleri’ni kurması birliğin 1967’de İsrail’le yaşadıkları 6 gün savaşı sonucu bölündü. Bölünmenin ardından Baas Partisi yönetimi darbeyle ele geçirerek, 1968’den 2003 yılına kadar Irak’ı demir yumrukla yönetti. 1979’da Saddam Hüseyin’in devletin başına geçmesi başta İran-Irak Savaşı’na sebep olurken, ardından Birinci Körfez ve İkinci Körfez Savaşı, Irak’ın dünyayı karşısına almasına sebep oldu. 2003’te yaşanan İkinci körfez Savaşı Saddam Rejimi’ne son vermiş Irak’ın işgaline yol açmıştı. Günümüzde ise Kuzey Irak Kürdistan yönetiminin bağımsızlık referandumu ve Işid Terör Örgütü işgalleri ülkede hala tam anlamıyla bir istikrar ve demokrasiyi getiremedi.

Suriye, cumhuriyetimiz kurulduğunda, Fransız mandasında bir devletçikti. 1946 yılında Suriye’nin Fransa’dan bağımsızlığını kazanması ile Suriye için yeni bir dönem başladı. Ancak bu yeni dönem istikrar dönemi değil tersine siyasi çalkantıların ve askeri darbelerin yaşandığı bir dönem oldu. 1958’de Mısır ve Irak’la Birleşik Arap Devleti’ni kurdu fakat 3 yıl kaldı. İsrail’le 6 Gün Savaşları’nda Golan Tepeleri’ni kaybetti. 1970 yılından günümüze Baas rejimiyle Esad ailesi tarafından yönetilen ülke, son 7 yıldır, iç savaşla, dünyada şu an devam eden iç savaşların en büyüğünü yaşamakta.

Bu saydığım ülkeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin komşuları ve anlattığım olaylar 94 yıl içinde yaşananlar. Bu devletler, rejim, sınır değişikliği yaşadı ve halkı zorunlu göçlere maruz kaldı.

Günümüzde dünyada siyasi istikrarın yüksek olduğu bazı ülkelere de bakacak olursak yukarıdaki tabloların benzerlerini görmekteyiz.

Fransa. Cumhuriyetimiz kurulduğunda 3’üncü cumhuriyet rejimini yaşayan Fransa, 1944 yılında Nazi işgali sonucu bu döneme son vermek zorunda kalmış ve 4’üncü cumhuriyet ilan edilmişti. 14 yıl süren 4’üncü cumhuriyet, 1950’lerin sonu 1960’ların başında Fransız sömürgesi olan Cezayir’de yaşadığı bozgun sonucu sona erdi. Fransa, 1958 yılında eski Fransız general Charles De Gauille liderliğinde 5’inci ve günümüzdeki cumhuriyet dönemine başlamıştır.

Almanya. Cumhuriyetimiz ilan edildiği sırada 1. Dünya Savaşı’ndan bizimle birlikte aynı talihsizliği yaşayarak yenik çıkmış Avrupa’nın göbeğinde bir avuç toprağa sahip, işgal edilmiş bir devletçikti. Friedrich Eber başkanlığında Weimer Cumhuriyeti olarak, küllerinden doğmaya çalışan Almanya’da, istikrarsızlık hakimdi. Bu istikrarsızlık Dünya tarihinin kaderini değiştirecek ve büyük insanlık suçlarına sebep verecek Adolf Hitler’in başkanı olduğu Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin iktidara geçmesine, 1933 yılında 3’üncü Alman İmparatorluğu’nun kurulmasına ve bununla birlikte 1939’da İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep oldu. İkinci Dünya Savaşı’nda da ilkinde yaşadığı felaketin aynısını yaşayan Almanya, savaşın ardından Doğu-Batı olmak üzere ikiye bölündü. 1989 yılında Almanya’yı ikiye bölen Berlin Duvarı yıkıldı ve duvarın yıkılmasıyla sosyalist Doğu Almanya, Federal Almanya’ya katılarak günümüz Almanya’sı oluştu.

İspanya, cumhuriyetimiz ilan edildikten kısa bir süre sonra cumhuriyetçiler ve milliyetçiler olmak üzere iki taraflı bir iç savaş yaşadı. İç savaş döneminde cumhuriyetle yönetilen İspanya, 1939’da Franco önderliğinde milliyetçilerin kazanması sonucu, 1976’ya kadar diktatörlükle yönetildi. 1976’dan günümüze meşruti krallıkla yönetiliyor ve Katalonya Bölgesi’nde toprağını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Cumhuriyetimizin ilanı sırasında, Mussolini’nin faşist yönetiminin ayak sesleri adım adım İtalya’da yankılanmaya başladı. Afrika ve Balkanlar’daki işgalleriyle, İkinci Dünya Savaşı’nın ayak seslerini de getiren bu yönetim, savaşta büyük bir yıkıma uğradı ve Mussolini, metresiyle birlikte kurşuna dizilerek halka sergilendi. İtalya halkı 1948’de referanduma giderek bugünkü cumhuriyeti kurdu.

Çin, cumhuriyetimiz ilan edildiğinde, geleneksel bir imparatorluktu. 1949’da Mao Ze Dong’un önderliğinde komünist devrim, imparatorluğu yıkarak bugünkü cumhuriyet rejimine geçiş sağladı. 1949’dan bu yana çeşitli ekonomik ve kültürel reformlar geçirmesine rağmen hala Komünist Parti tarafından yönetilmekte. Bu süreçte yanlış politikalar sonucu 50 milyona yakın insan hayatını kaybetti.

Peki Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti. Bugün 94. yılında ve yapılan bütün saldırılara karşı dimdik ayakta. Ne bayrak değişti, ne rejim. Yaşadığı onca darbe, ekonomik kriz, iç ve dış saldırılara karşı göğüs germekte, Türkiye toplumunun geleceğine ışık tutmakta. Kendisinden sonra kurulan birçok cumhuriyetten daha sağlam ve daha modern. Cumhuriyetimiz, dünyada bunca facia yaşanırken, nasıl bunlara göğüs gerebildi? Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti, yukarıda ismi geçen bütün ülkelerden daha önce kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıdı. Bugün pek çok devletin kullandığı, Parlamenter demokrasiye geçiş denemelerini daha erken yaptı. Modern eğitim sistemini medeni kanunu oluşturdu. Kurulduğu dönem akılcı ve barışçıl dış politikalar uygulandı. Tek bir kişinin keyfine göre ve boş hayaller üzerine devrimler yapılmadı. Devrimler Anadolu Trakya toplumunun ihtiyacına göre yapıldı. Bu toplum, cumhuriyet devrimleri sonucu dünyaya bir çok toplumdan daha önce açıldı. Bu cumhuriyet, dünya sıtma ve frengiyle mücadele ederken, büyük önderin kendisini emanet ettiği Türk hekimleri sayesinde, Türk toplumu bu hastalıkları o zaman içerisinde yendi.

Yukarıda sayılan örnekleri ele alarak klişe sözler dışına çıkıp, bu açıdan baktığımız zaman cumhuriyetimizin aslında sahip olduğumuz en büyük servetlerden biri olduğunu görüyoruz.

1923 Türk Devrimi, Türk toplumuna sayısız eserler kazandırdı. Ama cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi:

“Benim en büyük eserim cumhuriyettir”

Cumhuriyetimize sahip çıkalım.

Eray Mıdıkoğlu

Eray Mıdıkoğlu

13 Mart 1993 Edirne'de doğdu. Liseyi Hayrabolu Anadolu Lisesi'nde okudu, daha sonra Babaeski Atatürk Anadolu Lisesi'ne geçiş yaparak lise eğitimini orada tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Kocaeli'de yerel gazetelerde editör olarak çalıştı.
Eray Mıdıkoğlu
Paylaş:
Eray Mıdıkoğlu

Eray Mıdıkoğlu

13 Mart 1993 Edirne'de doğdu. Liseyi Hayrabolu Anadolu Lisesi'nde okudu, daha sonra Babaeski Atatürk Anadolu Lisesi'ne geçiş yaparak lise eğitimini orada tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Kocaeli'de yerel gazetelerde editör olarak çalıştı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir