Hüseyin Erol: İzmit ile nefes aldığımı, yürüdüğümü ve yaşadığımı hissediyorum

Hüseyin Erol, İzmit’te yakından tanınan, sevilen ve yıllardır esnaflık yapan bir isim. Halkın içinde olan Erol, kenti oldukça benimsemiş ve İzmit’in bir parçası olmaktan gurur duyuyor. Esnaflık dışında, Genç Kocaelililer Derneği’nde başkanlık yapmış, siyasetle yakından ilgilenmiş ve Kocaelispor ile bağlarını koparmamış bir isim. İzmit, kent tarihi ve siyaseti üzerine konuşmak için bir araya geldiğimiz Hüseyin Erol, şehrin büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve sanayiye doymuş olan kentin artık tarih, sanat ve kültür kenti olarak anılması gerektiğinin düşünüyor. “Roma Dönemi kalıntıları dünya mirasına kazandırılması gerekiyor” diyen Erol, kent için elini taşın altına koymaktan çekinmeyeceği belirterek, gelecek yerel seçimler için adaylık mesajı veriyor.

İzmit sizin için ne ifade ediyor?

İzmit, bizim yaşadığımız yer ve onunla nefes aldığımı, yürüdüğümü ve yaşadığımı hissediyorum. İzmit, benim için sadece bir toprak parçası değil, kendimden bir parça gibi. Dolayısıyla, İzmit’te yaşamak, İzmitli olmak, İzmit’te ki hemşerilerimiz ile olmak, kent ile dertlenmek, kentin dertlerine çözüm aramak, çeşitli konularda fikir beyan etmek İzmitli olmanın bir parçasıdır diye değerlendiriyorum. İzmit, 3000 yıllık geçmişiyle dünya tarihine hem ekonomik hemde siyasi olarak damga vurmuş bir kent. Bunlardan dolayı İzmitli olmaktan mutluyum ve bundan gurur duyuyorum.

Çocukluğunuz ve gençliğinizin İzmit’ini anlatabilir misiniz?

Bugün, nüfus olarak baktığımızda İzmit’in nüfusu 350 binin üzerine çıktı. Ayrıca ülkemizin tüm kentlerinden yoğun göç alan bir yer. İstanbul’a çok yakın olduğu ve bu nedenle insanların İstanbul’un arka bahçesi olarak gördüğü bir kent. 1934 yılında SEKA’nın temelinin burada atılması kentin yolunu çizdi. Bir kültür, bir sanat, bir deniz sayfiye yeri olabilecekken, bugüne geldiğimizde körfezin etrafına konuşlanmış ve sayısı 2600’e yakın sanayi kuruluşu ile bir sanayi kenti haline geldi. Bundan dolayı, eskiden daha fazla dostluk ve komşuluk ilişkileri varken, bugün kentteki insanlar birbirine yabancılaştı. Gelen yoğun göçle birlikte, ilişkiler giderek zayıfladı. Bizler, bu ayrışmayı ve uzaklaşmayı “Biz İzmitiz” grubu ile kırmayı ve insanları eski dostlarına, mahalle ve okul arkadaşlarına ulaştırmak, sokakta saklambaç oynadığı ve topaç çevirdiği günlere götürmek, onları bir araya getirerek İzmitlilik ruhunu sağlamayı ve kent bilincini oluşturmayı hedefliyoruz.

O günlerden bugüne hem insanların hem de kentin masumiyetini kaybettiğini söyleyebilir miyiz?

Kuşkuşuz hem ilişkilerde hem insanlarda deformasyon oldu. Söylediğin gibi o günlerde ki çocuk masumiyeti ortadan kalktı. Şimdiki çocuklar sokakta yok. Top oynamak, topaç çevirmek yok. Tamamen evin içinde, 10-12 m2 odalarda, bilgisayar başında çocukluklarını geçiriyorlar. Bu gerçekten çok acı ve korkunç bir şey.

İzmit’i dönemlere ayırmak isterseniz kaç farklı ödeme ayırırsınız?

Gençliğini 70’li yıllarda yaşamış biri olarak deformasyonun en yoğun gerçekleştiği yılların 82 ile 95 yılları arası olduğunu söyleyebilirim. Kent içinde de ticaret yaptığım için kentte ki ticaretin nasıl savrulduğunu, kentin nereden ne tarafa doğru evrildiğini gören bir kent yurttaşıyım. Dolayısıyla, 82-95 arası, yapılaşmanın olduğu, insan ilişkilerinin ve fiziki şartların değiştiği en önemli dönem olarak nitelendirilebilir.

Peki bu dönüşümde siyasetin etkisi ne ölçüde olmuştur? Veya sadece siyaset diyebilir miyiz?

Öncelikle yoğun göç ilişkileri çok etkiledi. Siyaset ise, pazarda soğanın, patatesin fiyatını, insanların ticari hayatta kullandığı metaya kadar her şeyi belirliyor. Bundan dolayı, burada siyasetin etkisi çok  fazla olmuştur. Neticede, dünyadaki ve ülkedeki son ekonomik gelişmelere yerel yönetimler direnç gösterememiştir. Büyük alışveriş merkezleri, dünyaca ünlü markalar kentin çok yakınına, yürüyüş mesafesine konuşlandırılmıştır. Bu durum kent esnafının çok büyük sıkıntılara girmesine sebebiyet vermiştir. Mesela, İzmit kent esnafı şehrin 20-25 km dışında olan ve araçla gidip gelmek zorunda olduğunuz bir alışveriş merkezinden şikayet etmez. Bende birçok ülkeye gittim ve orada bulunan yerel yönetimlerin kent esnafını korumak için ellerinden geleni yaptıklarını gördüm. Maalasef bu bizim ülkemizde ve kentimizde böyle değil ve biz İzmitliler olarak bunun acısını çekiyoruz.

Bahsettiğiniz bu olumsuzluklarda siz ve sizin gibi düşünenlerin sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz? Mesela, “zamanında bu duruma itiraz etseydik” diyor musunuz?

Kuşkusuz çuvaldızı öncelikle kendimize batıracağız. Dolayısıyla bu yapılanmalarda benim en büyük şikayetim kendi iş kolum üzerinden söylersem, büyük alışveriş merkezlerinin kente gelmesiyle esnaf çok sıkıntıya girdi. Bundan dolayı, burada ki büyüklerimiz “bu işin başına sen geç” dedi ve 1988 yılında İzmit Kent Ticari Dayanışma Derneği’ni kurduk. O gün Sefa Bey belediye başkanı, şimdi FETÖ davalarında yargılanan Memduh Oğuz’da Kocaeli Valisi’ydi. Derneğin açılışını dün gibi hatırlıyorum ve orada ki açılış konuşmamda yerel yönetimlerin bu konuda çok büyük dahli olduğunu, büyük hatalar yaptıklarını söyledim. Onlar, kentin ekonomik alanlarını sağlıklı belirleyemediler, bunları imar planlarına yansıtamadılar. Dolayısıyla yanlış yaptıklarını söyledim ve bu nedenle vali ve Sefa Bey bana eleştiride bulunduğum için çok kızdı. Sonrasında Vali Bey söz aldı ve “Sayın Başkan bize çok yüklendiniz” dedi ama ben Sefa Bey’e yüklenmiştim. Sonra cevap olarak “efendim siz devletin memurusunuz, biz burada yaşıyoruz, çocukluğumuz burada geçti, mezarımızda burada olacak ama siz bir iki sene sonra başka bir kente tayin olacaksınız ve biz dertlemizle başbaşa kalacağız” dedim. Gerçekten altı ay sonra başka bir kente tayin oldu. Dolayısıyla, biz o günlerden bugünlere kadar geldik ve tabii ki bugün biz kentte nelerden çok şikayet ediyorsak bunların oluşmasında ve kökleşmesinde kent yaşayanları olarak bizimde çok etkimiz var. Mesela, bugünlerde Halkevi’ni tartışıyoruz ama bundan 10-20 sene evvel bunlar dile getirilebilirdi. Ben kendimi bu açıdan pek sorumlu addetmiyorum çünkü kentle 40 yıldan bu yana her zaman ilgilendim ama bu durumun içine kendimi de katmak durumundayım. Mesela, insanlar “Halkevi için toplanalım, kaymakama, valiye gidelim” diyor. Bunlar yapılabilir ama bunları yapacak saygın nitelikte dernekler, sivil toplum örgütleri kalmadı. Varsa bile eski güçlerini yitirdiler.

İzmit, binlerce yıllık tarihe sahip bir kent. Siz, tarihi boyutunuda göz önünde bulundurarak bu kent için sorumluluk alırsanız neler değişecek?

Roma İmparatorluğu’na başkentlik yapmış bu kentin tüm kalıntılarının yerin altında olduğunu sağır sultan bile biliyor. Kentte bir kaç tane heykel ve görsel alan dışında pek bir şey yok. Ama biliyoruz ki Seka Park alanının altı tamamen Bizans kalıntıları ile dolu ve Akçakoca’ya kadar çıkyor. Mesela, İnönü Caddesi’nde, arkada ki binanın altında kalıntılar var. Dolayısıyla, kim görev alacaksa, sanayiye doymuş olan bu kenti, kültür ve tarih kenti yapması gerektiğine inanıyorum. Üniversitelerimiz ve bir çok sanayi kuruluşumuz var ve bunları bir çatı altında toplayarak, Seka’nın altında yatan tarihi kalıntıların yer yüzüne çıkartılması ve dünya mirasına kazandırılmasını istiyorum. Biz çok değerli tarihi kalıntıların üzerinde oturuyoruz ve bundan sonra burada kim görev alacaksa bu kalıntıları yer yüzüne çıkarsın, turizme kazandırsın, inanın bu şehrin sırtı bir daha yere gelmez. Hem kent hem de kentli kazanır.

Bölgede Efes Antik Kenti’nden dahi büyük olduğu tahmin edilen bir antik tiyatro olduğu söyleniyor…

Evet, Akçakoca’da, yukarıda olduğu söyleniyor ve hatta kalıntıları da var. O bölge tamamen SİT alanı ilan edildiği için orada oturan insanların bu konuda ikna edilmesi gerekiyor. Orada bulunan tarihi yapının, hem kendilerine hem de mahalleye kazandıracağını söyleyerek, ikna yoluyla bir şekilde yeni bir tarihi alan yaratılabilir. Tabii bu konu öncelikle belediye başkanının görevidir.

Kültür Tepesi örneğinden hareket edersek yeşilin karşısına betonun konumlandırıldığını söyleyebilir miyiz?

Bu neticede siyasi bir karar ve beton en pahalı inşaat malzemesi. Bunda dolayı, bu işi yapan, pazarlayan insanlar ciddi gelirler elde ediyor. Seninde belirttiğin gibi Kültür Tepesi konusunda bende çok konuştum ve yazdım. Orada Av Köşkü ve 1865’de yapılmış bir bahçesi var. 100 seneden fazla zaman geçmiş. İnsan hiç birşey bilmiyorsa bile, o bahçede ne yapıldığına baksa, o mahallede yaşayan, orada büyümüş insanlara sorsa çok daha güzel bir eser ortaya çıkardı diye düşünüyorum. Bu kentte doğmamış, büyümemiş, oyun oynamamış birine, “bir proje çiz” dediğin zaman kendi okulunda öğrendiği bilgilerle, hemen fayansı, parkeyi döşüyor, betonu döküyor ve sonuçta talihsiz bir görüntü ortaya çıkmış oluyor. Bu iş ihale aşamasına geldiğinde belediye başkanına, bu konuda bir yarışma açılabileceğini, insanların fikrinin alınabileceğini söyledim. Ama “bu işi sadece biz biliyoruz” diyerek hareket ettiler, betonu döktüler ve şimdi gidince orada kimsenin olmadığına tanık oluyorsunuz.

Muhalefet partilerinin kent sorunlarına karşı duyarlı olduğunu düşünüyor musunuz?

Arkadaşlarımız çeşitli konuları meclis gündemine getirselerde konu oylamaya gelince yetersiz kalıyorlar. Mesela, Atatürk Anıtı’nın altına şelale yapıldı. İnsanlar, denizin olmadığı yerlerde bunu yapabilirler ama Körfez’in karşısında bunun garip olduğunu arkadaşlarımız mecliste dile getirdiler fakat konu oylamaya gelince yetersiz kalıyoruz. İyi niyetli bu çaba yeterli olmuyor.

Şehrin denizle bağlantısının yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Babam ve dedem, denizin Yeni Cuma Camii’nin 15-20 metre ilerisinde başladığını ve orada oturduklarını anlatırdı. Şimdi ise dolgu yapıldı, E5 büyüdü derken deniz şehirden uzaklaştı. Yukarıda ki otoban yapılırken Genç Kocaelililer Derneği olarak belediye başkanına, Ulaştırma Bakanı’na ve hatta Ankara’ya kadar gittik ve “bu yolu yaparken tren yolunuda arkaya alalım, sahili tamamen şehirle buluşturalım ve insanlar gidip gelsin” dedik ama insanları ikna edemedik, gücümüz yetmedi. Seka Park ile birlikte insanlar deniz kenarına gitmeye başladı ancak alt ve üst geçitler ile insanların sahile daha kolay ulaşımı sağlanabilir.

Şehrin geleceği hakkında ne düşüyorsunuz? Tarihi doku açısından geçmişe dönüş yaşanabilir mi?

Bu değişimi görüp, yaşamış, buna akıl yormuş, geçmişi bilen ve geçmişi bilerek geleceği hesaplayan yeni yerel yöneticilerle bu iş kolayca yapılabilir diye inanıyorum. Zor değil, önce halkı ikna etmek ve vizyoner olmak gerekiyor. İnsanlara bundan 50 yıl sonrasının projeksiyonunu sunmak lazım. Bunu yapmak için de bu kenti tanımak, bilmek, özümsemek gerekiyor ve bu niteliklere sahip arkadaşlarımızın bu dönüşümleri sağlayacağını düşünüyorum.

Siz bunları gerçekleştirmek için elinizi taşın altına koymaya hazır mısınız?

O imkan sunulursa kendimi bu iş için hazır hissediyorum. Önümüzde ki 1,5-2 yıllık süreç için neler yapabileceğimizi düşünüyoruz.

Siyasi anlamda bir çıkış yapma konusunda genel merkez ve delege sistemi sizce bir engel değil mi? Siz bu engelleri aşabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Tabii ki parti tabanı adayın belirlenmesinde söz sahibi olması doğaldır. İzmit için konuşmak gerekirse, sanırım 430’a yakın İzmit İlçe delegesi ve bunun üç katı kadarda ön seçim delegesi oluyor. Dolayısıyla, 400 kişinin belirlediği bir aday mı, yoksa halkın benimsediği bir aday mı? Bu ikisini harmanlayacak, halkın doğruları ile partinin doğrularını bir potada eritecek bir anlayışın öne çıkması gerekiyor. Delegeye, genel merkeze sorulabilir ancak diğer tarafta anket, telefon yönetemi gibi çok sayıda bilimsel çalışma yöntemi var. Genel merkezden gelecek yöneticiler sokakta dolaşabilir. Çok sayıda sivil toplum örgütü ve dernek ile onların yapabilecekleri çalışmalar var. Toplumun tüm kesimlerine sorarak öne çıkacak aktörün belirlenmesi önemli. Kamuoyu ve partinin ortak adayı ile İzmit’i kazanabiliriz. Genel merkezin bu anlayışa hakim olacağını düşünüyorum. Sonuç olarak, İzmit Belediye Başkanı’nı parti tabanı değil halk seçecek.

Herhangi bir engelleme ile karşılaşacağınızı tahmin ediyor musunuz?

Konu siyaset ise sabaha neyle uyanacağımız belli değil. Kesin olarak “şu olur diyemem” ama insan, bir hayal kırıklığıda yaşayabillir veya çok mutlu olcağı bir durumlada karşılaşabilir. Siyasetteysen çok şeye hazırlıklı olmak lazım.

Geçmiş seçim sonuçlarına bakınca İzmit için umut taşıyor olmalısınız..

İzmit, seçim kazanma ihtimalinin en yüksek olduğu yer. Ben, bir esnaf olarak halkın içindeyim, kahveye gidiyorum, maça gidiyorum, Kocaelispor’ın içindeyim ve buralarda ki geri dönüşleri çok iyi görüyorum. Şu an ki yerel yönetime nasıl baktıklarını görüyorum. Ben, iyi bir aday, sırtında kamburu, yükü olmayan, eksisi olmayan, düzgün ve onun etrafında çevrelenmiş belediye meclis adayları ile ortaya doğru bir fotoğraf konulursa İzmit Belediye Başkanlığı’nın, Cunhuriyet Halk Partisi tarafından kesinlikle kazanılacağını düşünüyorum.

Son olarak, toplum önüne şu an çıkacak olsanız, insanlara vereceğiniz mesaj ne olurdu?

“Doğru insanlarla, doğru hedeflere her zaman gitme imkanınız vardır, onun için doğru insanlarla kolkola girin, el ele verin ve doğru hedeflere yürüyün” derim.

 

 

Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Murathan Birinci
Paylaş:
Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.