Ergün Demir: Bir gazeteciye önce gazetecilerin ve meslek örgütlerinin sahip çıkması gerekir

Astakoshaber.com kurucusu, gazeteci Ergün Demir ile Gazetecilik ve Yerel Basın üzerine konuşmak için bir araya geldik. Demir, gazetecilikten keyif aldığını ve gazeteci olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek “gerçek gazeteciler bunun nasıl bir duygu olduğunu anlar” diyor. Teknolojinin çok hızlı gelişmesi ile işlerinin kolaylaştığını ancak bazı sıkıntıların ortaya çıktığını belirten Demir, “Bir gazeteciye önce gazetecilerin ve meslek örgütlerinin sahip çıkması gerekir, meslek örgütleri onun yanında olmalı” ifadelerini kullanıyor. Demir, mesleğin geleceği konusunda ise umutlu.

Kendinizi gazetecilik mesleği içerisinde nasıl buldunuz?

Gazeteci olmak istiyordum ve liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’ne gittim. İstanbul’da kısa bir süre çalıştıktan sonra Kocaeli’ye geldim ve burada da uzun zamandır değişik yerel gazetelerde muhabirlikten başlayarak çeşitli görevlerde bulundum. Son olarak 9 ay önce burada kendi haber sitemiz olan Astakoz’u kurduk. İstediğim bir meslekti ve yatkın olduğumu düşünüyordum.

Gazetecilik sizin için ne ifade ediyor? Gazeteci olmak nasıl bir duygu?

Öncelikle gazetecilikten keyif alıyorum ve gazeteci olmaktan mutluluk duyuyorum. Gerçek gazeteciler bunun nasıl bir duygu olduğunu anlayabilirler. Anlatılır ya “gazetecilik bir andrenalin ve duygu işidir” diye. Ben uzun zamandır bu sektörün içindeyim ve halen bazı haberler heyecanlandırıyor. Mesela, “bir habere gideyim, hemen yazayım ve hemen gireyim” diyorum. Bu duyguyu bana yaşatıyor ve bu mesleki tatmin gibi bir şey. Halen o heyecanı alıyorum.

Gazeteciliğe bir denetim mekanizması olarak baktığınızda, başladığınız günler ile bugün arasında meslekte ne gibi değişimler görüyorsunuz?

Türkiye’de bir sürü şey değişti. 1993 yılında üniversiteye başladığım İstanbul’da öğrenci olduğum zamanlar dışarda sokak çocuklarını görünce onlara acıyorduk, yardım etmeye çalışıyorduk. Daha sonra bu duygu yerini, o çocuklardan korunma duygusuna bıraktı ve bu çok hızlı gelişti. Onlar varken para çekmemeye, onlarla karşılaşmamaya çalışıyorduk. Teknolojinin gelişmesi, göç yaşanması gibi durumlar kenti kaosa soktu ve sosyal krizler yaşandı. Herşey çok hızlı, çarpık bir şekilde gelişti. Biz gazeteciliğe başladığımız zaman mesela film kullanıyorduk çünkü o zamanlar dijital yoktu. Teknoloji geliştikçe bizim işimizde kolaylaştı ama başka sıkıntılar ortaya çıktı. Son 10-15 yıldır ise medya sektöründe çok ciddi bir kutuplaşma oldu. Herkes için söylemiyorum ama bir taraf olma durumu ortaya çıktı. Bu hem muhalefet hem de iktidar için geçerli. Bugüne geldiğimizde sanki bir taraf olmak zorundasın dayatması var. Bundan dolayı mesleğin kendisi bu durumdan büyük zarar gördü. Mesleğin etik, ahlaki kuralları altüst olmuş gibi. Düzelme ümidi var ama bu sırada yayıncılık ilkeleriyle haber yapan, onlara sahip çıkan kurumlar, gazeteler ve internet siteleri epeyce azaldı.

Galiba eğitim sırasında verilen teorik bilgiler biraz gözardı edildi..

İletişim Fakülteleri ile pratik çok örtüşen şeyler değil. Orada da bazı sıkıntılar var. Sanırım okullarda bazı eksiklikler var ve diğer taraftan öğrencilerde de ciddi eksiklikler var. Gazetecilik veya Radyo, Sinema Televziyon okuyan bir öğrencinin, Eğitim Fakültesi okuyan bir öğrenci gibi davranması çok yanlış bir şey. Öğrenci, gazetecilik yapacaksa bunun acısını çekiyor. Ama suç sadece sistemde, iktidarlarda, muhalefette, üniversitede veya piyasada değil. Gazeteci olacak kişinin başka şeyler yapması, öğrenciyken kendine bir şeyler katması gerekiyor.

Teknolojinin geliştiğini söylediniz. Bununla birlikte sosyal medya ciddi anlamda gelişme kaydetti. Bu gelişme ile birlikte ciddi bir bilgi bombardımanı söz konusu. Bu bilgi akışı içerisinde nitelikli ve özgün haber üretmek ne kadar mümkün?

Doğru haber yapmak mümkün. Doğru bir gazeteciyseniz doğru haber yaparsınız. Araştırırsınız ve o teknolojik olanaklar sizin doğruyu bulmanızıda kolaylaştıran şeylerdir. Sonuçta bir haberi toplarken ulaşmanız gereken kaynaklarınız vardır, sorgulamanız gerekenler vardır ve kendi birikiminiz vardır. Bunlar bir araya gelince doğru haber yaparsınız. Ama yaptığınız haber o bilgi bombardımanı içinde ne kadar etkilir olur veya sizin doğrunuz ne kadar parlar onu bilemeyeceğim ancak doğru haber yapmak mümkün.

Bu bağlamda bakınca yerel basının sıkıntıları neler? Siz ne gibi sıkıntılar yaşadınız?

Yerel basın için çok fazla sıkıntı sayılabilir. Mesela patron gazeteleri para kazanmaya yönelik çalışıyor. Gazetenin patronu bir gazeteci değilse şirket mantığı ile hareket ediyor, statüsünü ve parayı düşünüyor. Bu durum gazetenin yayınlarına yansıyor. Üstünde baskı görüyor, para kazanmak için bazı haberleri görmeyebiliyor, ucuz eleman arıyor, gazetecilik mezunlarını tercih etmiyor. Muhabirler postacı gibi hareket ediyor, özel habercilik olmuyor, bununla beraber birbirlerinden haber atlatmak gibi düşünceleri bulunmuyor ve düşük ücretlere çalışıyorlar. Bunların hepsi gazetenin yayınına ve gazetecinin hayatına yansıyor. Gazeteci olmayan pek çok kişinin gazetecilik yapması ayrı bir sıkıntı. Herkes öğretmenlik yapamaz ama herkes gazetecilik yapıyor. Bilgi birikimi olmayan, okumayan, araştırmayan, hiç bir yeterliliği olmayan biri ama gazeteci yapabiliyor.

Galiba reklamverenlerle de ilişkiler sıkıntılı. Sizce, reklamverenler firmalarının tanıtımı amacıyla mı yoksa ilerde kendileri ile ilgili yayınlanacak olumsuz bir haberin önünü kesmek için mi reklam veriyor?

İkisi de var. Gerçek anlamda kurumsal firmaların ciddi anlamda reklama ihtiyaçları var. Bunu gazeteler ve televizyonlar üzerinden de yapıyorlar, sosyal medya üzerindende. Ama sonuçta gazetelerle ilişki halinde oluyorlar. Belki kafalarının arkasında “bizimle ilgili olumsuz haber yapmasın” düşüncesi vardır. Bunu onlara yaşatan gazeteler oluyor. Az önce söylediğim tamamen ticari düşünen gazeteler bu tip şeyler yapabiliyorlar. Bu davranış, firmaların akıllarına da o düşünceyi getirebiliyor olabilir. Bunun bir ölçüsü olması lazım. Eğer gazetecilik yapıyor ve bir kurumdan reklam alıyorsanız özgür olmak zorundasınız. Çünkü, o firmayla ilgili bir haber geldiğinde bunu yayınlamak zorundasınız.

Bir muhabiriniz sizin karşınıza böyle bir haberle gelse sizin tercihiniz ne olur?

Haber doğruysa yayınlanmak zorunda. Amaç, bir kurumu tamamen yıpratmak veya bitirmek değil. Özellikle üniversite, hastane gibi toplumun tamamını ilgilendiren kurumlarla ilgili gelen haberleri çok fazla ciddiyetle incelemek lazım. Çünkü, kaş yaparken göz çıkarırsınız. Herkese zarar vermiş olursunuz. Ciddi emek verilen bir yeri, doğru olmayan bilgilerle kolay kolay karalamamak lazım. Bazı konulara çok daha hassas bakmak gerekiyor.

Galip Ataman’ın hem bazı konuşmalarında hem de bazı yazılarında vurguladığı bir şey var. “Gazeteci, patronu izin verdiği ölçüde özgürdür” diye. Siz buna katılıyor musunuz?

Hayır, katılmam. Çünkü, gazeteci illa bir kurumda çalışacak diye bir kural yok. O kişi gazeteciyse her şeyi göze alır, haberi orada çıkaramıyorsa kendisi başka bir kuruma geçer ve orada yayınlar. Ayrıca gazeteciyi bir kurumla özdeşleştirmek doğru değil. Bir gazeteci bir haber yayınlayacaksa ve kendi gazetesi o haberi basmıyorsa, o gazeteci onu mutlaka yayınlar. Başka bir gazeteci arkadaşı veya gazete vardır. Hiçbir şey yapamıyorsa artık sosyal medya diye bir şey vardır. Haberinin doğruluğuna inanıyorsa, kendine güveniyorsa, sosyal medya hesaplarından yazar. Ama “işimi kaybetmeyeyim, sabah gideyim akşam geleyim” gibi bir memur zihniyetinde hareket ediyorsa işte o zaman Galip Ataman’ın dediği gibi olur.

Patronsuz gazetecilik mümkün mü? Yani sadece gazeteci kökenli insanların yönettiği bir gazete..

Mümkün olabilir ama patronsuz gazetecilik bile yapsan mesela 5 kişi bir araya gelip ve idealist bir gazetecilik yapmaya çalışsan, yaparsın ama sonuçta bir işletme olmak durumundasın. Vergini vermek, reklam almak zorundasın. En azından reklam işlerini takip edecek bir sistem kurman gerekiyor. Patronu olmayabilir ama ortakları olabilir.

Şehirde bir İletişim Fakültesi var. Bu yerel basın için bir avantaj olabilir.. Özellikle yerel gazetelerde çalışan İletişim Fakültesi mezunu genç muhabir ve editör arkadaşların emeklerinin karşılığını aldığını düşünüyor musunuz?

Bu sektörde emeğinin karşılığını alan çok az insan var. Gazetecilik, emek sömürüsünün en çok olduğu mesleklerden biri. Bu sektörün yasal sıkıntıları ve pek çok şey var. Ama gazetelerin çoğu para da kazanamıyor. Patron gazetesi olsa da para kazanamıyor. Patronların çoğu çok kazanmak ister, çok vermek istemez ama bir gazete çıkarmak ciddi bir külfet. Bir gazete çıkarmak istersen yaklaşık 80-100 bin liralık bir gideri var ve bu kadar gideri olan bir gazetenin en az 200 bin lira geliri olması lazım. Bunu beceren çok fazla gazete yok ama daha çok satıyormuş gibi gösteren veya satan, resmi ilan pastasından daha fazla pay alan gazete sayısıda çok fazla değil. Sonuç olarak, pek fazla emeğin karşılığını vermiyorlar ama yasal boşluk ve örgütsüzlükte var.

Özellikle Yeliz Koray’ın yazdığı bir yazıdan dolayı gözaltına alınmasından sonra bazı tartışmalar gerçekleşti. Bu olaydan sonra, yerel basında ifade özgürlüğü bağlamında sıkıntı yaşayan gazetecilerin arkasında duracak bir örgütün varlığının gerekliliği ortaya çıkmış mıdır?

Yeliz Koray özelinden gitmek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama o olur başka biri olur. Doğru bulursun, bulmazsın. Ama bir gazeteciye önce gazetecilerin ve meslek örgütlerinin sahip çıkması gerekir. O gazeteci gözaltına alındığı an, meslek örgütlerinin onun yanında olması gerekir. Bir gazeteci hata yapmış, ifade özgürlüğü dışında da hareket etmiş olabilir. Ama o süreci kendi meslek örgütü takip etmek zorunda. Ve ben Yeliz’in yazısını ifade ve basın özgürlüğü içerisinde yazılan bir yazı olarak görüyorum. Tarzı farklı olabilir ama yazı o çerçeve içerisindeydi. Hakaret ve küfür olmadığı sürece o ifadelere tahamül etmek lazım.

Eksiğinin söylenmesi otorite için de bir avantaj olabilir…

Tabii ki ve iktidarsan tahamül edeceksin. Dersler alacaksın, kendini düzelteceksin. Yapmıyorsan en azından tahamül edeceksin.

Meslekle ilgili yaşadığınız ilginç bir anınız var mı?

Mesela, bir çocuğa araba çarpmış ve çocuk ölmüş. Biz o sorunu dile getirdik. Oradan kamyonların geçmemesi, o çocuğun ölümünün çok kötü olduğunu yazdık. Ama öyle bir yanlış anlaşıldı ki birden çocuğun ailesi geldi ve gazetenin önünde basın açıklaması yaptı. Bazen bir ünlem işareti pek çok şeyi anlatır, vatandaş o ünlemi anlamazsa seni suçlamaya kalkar. “Murathan suçlu!” yazarsınız ama yanlış anlaşılır.

Size meslekle ilgili danışan genç arkadaşlar oluyorsa onlara ne gibi tavsiyelerde bulunuyorsunuz?

Çok fazla danışan olmuyor. Meslek bu dönemler biraz sıkıntılı. Herkes kendi derdinde. Haber müdürünün söylediği haberi yetiştirmek peşinde. Bu aralar özel haber yapan çok fazla kimse olmuyor. Haber paylaşımı oluyor ama bunlar eskiden çok fazla yoktu. Herkes gider kendi haberini yapar, başka bir şey yakalamaya çalışırdı. Eskiden basın açıklamasına giden gazeteci, orada ki başka bir şeyi bulmaya çalışırdı.

Mesleğin gelişeceği, sıkıntıları atlatacağı yönünde umudunuz var mı?

Hayat devam ettiği sürece umut vardır ve bizim mesleğimiz için de umut var. Siyasal iktidarın tavrı mesleği meslek olmaktan çıkartan bir şey. Umarım sonrasında gelecek siyasal iktidar aynı şeyi yapmaz. Burada gazetecilere, patronlara, muhalefete ve iktidara görevler düşüyor. Aslında çok fazla içli dışlı olmak, müdahale etmek doğru bir şey değil. Bunlar mesleğe zarar veren şeyler.

Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Murathan Birinci

Latest posts by Murathan Birinci (see all)

Paylaş:
Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.