“Yazılan her kitap toprağa düşen tohum gibidir”

Şerafettin Ergül, çocukluğundan itibaren hayallerilerinin peşinden gitti ve bugün kitapkeyfim.com adlı İnternet sitesi ile Türkiye’deki bütün kitapçıları bir araya getirmeyi hedefliyor. İzmit’teki evinde kurduğu kütüphanesinde binlerce değerli eser bulunmakta. Farklı dillerde kitaplar, Yakup Kadri’nin sevgilisine imzaladığı kitap, gazeteler, plaklar… Ergül, çocuklara çok önem veriyor ve “çocuktan başlarsak toplumu değiştiririz” diyor.

Kitaplara ilginiz nasıl doğdu?

Kitaplar, çocukken ulaşılmaz oldukları için beni cezbediyorlardı. Çocukluğumuzda kamış sepetler vardı. Annem pazara çıkardı bende sepetin ucundan tutardım. Pazarda bir tane kitapçı vardı. Renk renk kitapları görünce o kitapçıya gitmek, o kitaplara dokunup bakmak ve onlarla hayal gücümü geliştirmek isterdim ama annemde “kitap en son, para kalırsa kitap alırız” derdi. Her seferinde ben kitaba doğru sürüklerdim, annem patates soğana doğru. Haliyle bu sevda ilkokul yıllarında oludukça büyüdü. Bizim kırtasiyesi olan bir komşumuz vardı. Dükkanı kapattıktan sonra, etrafta kimse yokken ipe astığı kitaplara bakardım. Alacak paramız olmayınca dışardan bakmak zorunda kalırdım. En sonunda bir simit satma hikayemiz oldu ve bu işten de iyi para kazandım. Kazandığım parayla mesela  Jules Verne aldım.

Jules Verne’nin yeri ayrı olmalı.  

İlk okuduklarım Jules Verne’nin kitaplarıdır. Uzaya çıkmak, balonla seyahat, aya yolculuk.. Bunlar inanılmaz şeylerdi, hepsi hayal gücümü geliştirirdi. Çocukken çimenlerde uzandığımızda bulutlar bize çok yakın gelirdi, bulutlara bakıp hayal kurardık. Hep düşlerdim ve o kitaplarda ki maceralar bizleri kitaplara çekti. Büyünce hayat kaygısı, geçim derken kitaptan biraz daha koptuk, eğitimimi yarım bırakmak zorunda kaldım.

Sahaf açma süreci nasıl gerçekleşti?

Babam esnaf çay ocağı çalıştırıyordu. Onun yanında çalışırken “ben ne yapayım” diye düşünmeye başladım ve “ben sevdiğim işi yapayım” dedim. İlk olarak, çay ocağına evdeki kütüphanemi getirdim ve orada insanların kitaba olan ilgisini gördüm. Devamında başka kitaplar koydum ve onları okuttum. İnsanlara okudukları kitapları getirmesi ve takas yapma imkanı sundum. Sonrasında herkesin kitaplarını satmak istediğini gördüm ve yavaş yavaş ticari boyutuna geçiş yaptık. Sürekli olarak kitap satanlardan kitap aldım. Çay satarak kazandığım parayla kitaba yatırım yaptım. Sonunda bir baktım ki rahmetli babamın bıraktığı daire kitap dolmuş. Çünkü, doyumsuz bir şekilde hangi kitabı görsem alıyordum. Bilgiyi taşıyamayacağımı biliyordum ama kitap taşıyabilirdim. Ben kitabın hamallığını yaparak bu topluma ve insanlığa hizmet etmeyi istedim. Çocukluğumunda zor ulaştığım için bütün hayalim çocuklara kitap vermek oldu. Dışarda tek başına gördüğüm bir çocuğa mutlaka kitap veririm.

İlk başladığınız günler ile bugünü karşılaştırdığınızda okumaya olan ilgiyi nasıl görüyorsunuz?

Eskiden ilgi daha fazlaydı. 70’li, 80’li yıllarda insanlar okudukları bir kitabı oturup tartışabilirken bugün okuduğu kitabı değil, izlediği bir filmi tartışan bir insan bile göremiyorum.

Peki okunan türlerde bir değişim söz konusu mu? Mesela toplumsal olaylar okunan türlerde bir dönüşüme neden oldu mu?

İnanılmaz bir değişim söz konusu. Bizim gençlik yıllarımızda dünya klasikleri okunuyorken şimdilerde popüler kültür görselliği çok fazla öne çıkardığı için popüler ürünler alınarak “bizde kendimizi fark ettirelim” düşüncesi hakim. “Sıradan insanlardan olmayalım, sıradan kalmayalım gözde olalım, göze girelim” anlamında popüler kültür hevesi var.

İlk izlenim bağlamından kitapta insanı ilk etkileyen şey nedir tartışmaları var. Kitabın kapağı mı, önsözü mü, arka kapak yazısı mı veya kokusu mu? Sizin için hangisidir?

Benim için önsöz ve arka kapak yazısı önemli. Sonra kitabı karıştırıken herhangi bir yerinden bir sayfa açarım, ufak bir paragrafı okurum ve beni hakikaten içine çekiyorsa bu kitap işte o zaman kitabı yemeye başlarım. Zaten kitabı yemeden tadına varamazsınız.

Bugün için kitaba ilgi azaldı dediniz. Özellikle gençler arasında en büyük eleştiri kitapların pahalı olması. Kitaptan alınan vergi oranlarının düşürülmesi isteniyor. Bundan dolayı öğrencilerin korsan, ikinci el veya fotokopiye yönelmesini haklı buluyor musunuz? Yoksa yayıncılar mı haklı?

Aslında bu noktada hepimiz haklıyız. Kitabı pahalı satmaya çalışan yayıncılarda haklı, ucuza almaya çalışan öğrencilerde haklı. Neden haklı diye soracak olursak, devlet sistem olarak biraz başıboş bırakmış bu işleri. Ama 1800’lü yılların ortalarında Londra’ya gittiğinizde şehirde binlerce kütüphane olduğunu görürsünüz. Bu kütüphaneleri devlet kurumları destekler ve gezici kütüphenelerin anahtarlarını ve sorumluluğunu kitapçılara verir. Böyle bir teşvik var ama korsan o yıllarda da vardı ancak kitapçılar, kütüphaneciler kitap okunsun diye çaba gösterirlerdi. Düşünsenize bir şehirde binlerce kütüphane var. O insanların okumaması söz konusu değil ve bununla beraber 500 yıldır değişmeyen bir dilleri var. Bizde devlet bunları desteklemeli ama ben bir destek göremiyorum.

Bu noktada sizin sitenize bir destek var mı?

Ben Türkiye’de ki bütün kitapçıları toplayacak en büyük projeyi yaptım. Ayrıca elinde kitap olanlar bu kitapları değerlendirsin, onlara istihdam sağlayayım hem de bunlar kayıt altına alınsın, hem insanlar bir umutla kitaba çabuk ulaşsın hem de elindeki kitapları kazanca dönüştürsün istedim. Devletimizin pekçok projeye desteği varken kitaba desteği yok. Maalesef ben bir destek alamadım.

Kitapkeyfim.com ile ilgili geri dönüşler nasıl?

Önümüzde ki 23 Nisan’da 3 yıl dolacak. Kurumlara ciddi anlamda gittim ve destek istedim. Mesela KOSGEB’e gittim, siteden bahsettim, müdür bey kitapları çok sevdiğini söyledi ve “sen çok güzel şeyler yapmışsın” dedi. Bir gün ayrıca yerinde ziyaret ettim. Yanında iki genç arkadaş vardı. Tablet üzerinde uygulanacak olan bir proje geliştirmişler. Proje, tablet üzerinden kitap okuma ile alakalı. Ancak bunun biraz zor olduğunu söyledim çünkü kitap için telif ödenmesi lazım. Ancak “ben size 500 tane telifsiz kitap bulurum, benim yanımda 1 yıl boyunca bunları e-book’a yüklersiniz” dedim. “Bir yıl çok uzun” dediler. 1 Milyon TL destek almışlardı, işte o desteği hak etmek lazım. 3 yıldır siteleri boş. İlgili kurumlarda bana bu işin siyasi ayağının olduğu söyleniyor. Proje hazılayıp sunduğumda bana dönüş mali bilançomun yetersiz olduğu şeklinde oldu. Mali bilançom yeterli olsa ben zaten destek istemem.

Kocaeli’de bulunan 12 Halk Kütüphanesi’nde 200 bin civarında kitap var. Sizce bu yeterli mi? Ayrıca sizin bir kütüphane kurma hayaliniz var. Hala daha geçerli mi?

Evet 100 bin kitaplık bir kütüphane hayalim var ve onu mutlaka gerçekleştireceğim. Kütüphanelerde ki kitap sayısı ise çok kötü değil. Ama tabii neyle dolu onu bilmiyoruz, içerikleri nelerdir, gerçekten okumaya değer kitaplar mı? İçerik çok önemli bu noktada. Sizi, günümüzün bilgisine ve geçmişin kaynaklarına ulaştıracak kitapların daha fazla göz önünde olması gerekir. Bizler batı medeniyetinden olmak istiyorsak bilgiyi temelinden almamız lazım. Bilgiye başkasından değil, doğrudan kaynağından ulaşmamız lazım. Başkası ne demiş önemli değil. Bizi kurtaracak kitaplarsa, biz bilginin kaynağından öğrenmeliyiz.

Okuma alışkanlığı kazandırmak için galiba çocuklardan başlamak gerekiyor.

Kesinlikle ve bende bu nedenle çocukları temel almışımdır. Benim çocukluk sevdam kitap olduğu ve 7 yaşında bir oğlum olduğu için çocuklara ilgiliyim. Ben sokakları ve ülkenin geleceğini tehlikeli görüyorum. Bilimden, eğitimden uzaklaşmanın olumsuz yanlarını görüyoruz. Umutsuzluk insanı kötü yola düşürür ama bir kitapla tanışan çocuk asla kötü yola bulaşmaz. Çocuklarla ilgili projelerim için belediyeye gittim ama hiç ilgilenen olmadı. Seçim zamanları gördüğüm siyasilere “çocuklarla ilgili böyle bir projem var. Bu konuda sizden destek alabilir miyim” diyorum “tabi destekleriz” diyorlar ama seçimden sonra ulaşamıyoruz.

Söylediğiniz gibi sokaklar tehlikeli. Ayrıca ülkede bir kutuplaşma söz konusu. Acaba kitaplar ve edebiyat bu kutuplaşmayı çözme konusunda çare olabilir mi?

En güzel çare, bizlerin umudu kitaplar olmalı. Bana göre elimize aldığımız her kitap kurtarıcı. Daha da öteye gideyim, yazılan her kitap, basılan her kitap toprağa düşen tohum gibidir. Biz onları bireye, topluma ulaştırabilirsek kurtulma şansımız daha çoktur. Toplumun bir anda refahı yükselir, geleceğe bakışı değişir. “Okuyanla okumayan bir olmaz” diye bir söz vardır ve bu doğru bir şeydir.  Okumayan insanı kandırabilirsiniz ama kitapla tanışan küçük bir çocuğu kandıramazsınız.

Teknolojinin olumsuz etkilediğini düşünüyor musunuz? Mesela tablet üzerinden kitap okumak gibi..

Kitap okuru kitabı almak istiyor. Tablette olan kitaplar yeni çıkan kitaplar oluyor. Kitaba ulaşmak kitap okuru için daha cazip. Mesela, şurada 1700’lü yıllardan kalma bir kitap var. Bu kitabı elinize alıp okumak apayrı bir duygudur. Mesela, Yakup Kadri’nin sevgilisine imzaladığı şu kitabı gördüğünüzde farklı duygular yaşarsınız. Hepsi geçmişten size gelmiş bir mesaj gibidir. Selülozun o kokusu çok farkı bir şey.

Yaşadığınız ilginç bir anınız var mı?

Ben bu işe ilk başladığımda 2. el kitaplarda alıyordum. Bir sabah dükkanı açtım ve genç bir arkadaş geldi. Elinde 5-6 tane kitap var ve kitapları satmak istediğini söyledi. “Kaç para istiyorsun” diye sordum, 10 lira lazım olduğunu söyledi. 10 lira verdim ama “istersen işini gör gel, kitapların burada kalsın, gelip yine alırsın” dedim. “Yok abi, okumam zaten benimde değil evde ki büyüklerin kitapları” dedi. Dükkanda çalışırken bir ara oturup kitaplara baktım ve karıştırırken kitaplardan birinin arasından beş tane 10’luk çıktı. 10 lira ihtiyacı olupta kitapları satan arkadaşı çok bekledim ama gelmedi. 10 lirayı aldı ama kitapların arasında 50 lira vardı. Okusaydı kazanacaktı. Okuyan kazanır benim inovatif sloganımdır.

Bilgi olmadan üretim olabilir mi?

İnsanlar paraya nasıl gider, bilgiyle. Bilgisiz cahil insanın para kazanma imkanı olabilir mi? Bilgi olmadan neyi üretip satacak? Bilginin kaynağı olan kitaplardan bilgiyi alıp üreteceksiniz. Tüketim toplumu içerisinde yaşıyoruz, bir artı değer yaratmıyoruz.

Günümüzden takip ettiğiniz yazarlar var mı?

Günümüzden özellikle yok. Yaşar Kemal benim için önemlidir. Sait Faik aynı şekilde, anlattığı atmosferin içine giriyorsunuz. Yakup Kadri’nin panoraması mükemmedir, o dönemi anlatmıştır ama bu dönemede ışık tutmuştur.

Kocaeli Kitap Fuarı’na katılacak mısınız?

Bir başvuru yaptım ama henüz dönüş olmadı. Bir sosyal proje düşünüyorum ve oradan elde edeceğim gelirin tümünü Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağışlayacağım. Çocuk kitapları ve Unutulan Sergisi olacak. Aşk mektupları, resimler ve kartlar yer alacak.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Toplumu tedavi etmek istiyorsanız iyi bir eğitim vermeniz gerekiyor. Ayrıca benim için önemli olan üç şey; Sağlık, eğitim ve yaşlılık güvencesidir. Bunlar olunca mutluluk ve gelişmişlik olur. Bunun haricinde çocuklar ve kitapları buluşturmalıyız. Eline kitap tutuşturduğum çocuklar çok önemli yerlere geldi. Mesela bir Roman çocuğu tıp bitirmek üzere. O kirli ve karanlık sokaklardan bir hekim çıktı. Edebiyat değiştirir, güzelleştirir. Çocuklara kitabı yedirmeliyiz. Çocuktan başlarsak toplumu değiştiririz. Bilgiye giden toplum kalkınır.

Bu arada sitemizi inceleyin, geliştirmemiz için eleştiriler benim için çok önemli.

Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Murathan Birinci
Paylaş:
Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir