Modern hayatın 30 yılda biri

20. Yüzyıl, Ortaçağ döneminden sonra en çok felaketlerin yaşandığı ve büyük dönüşümün olduğu bir yüzyıl diyebiliriz. Başlarda imparatorlukların hüküm sürdüğü bir dönemken, 1990’lara geldiğimizde sınırları aşan İnternet teknolojisine merhaba dediğimiz ve bağımsız cumhuriyetlerin hüküm sürdüğü bir dönemle 2000’lere merhaba dedik.

Neydi peki bu büyük değişimi sağlayan olaylar? Nasıl felaketler silsilesine dönüştü bu yüzyıl? Aslında yalnızca 20. yüzyıl değil bu değişimin başladığı dönem. 1789 Fransa Devrimi ve Sanayi Devrimiyle başlayan, ve 30 yılda bir kendini yenileyen bir zaman sirkülasyonundan söz edebiliriz.

Ekonomi üzerine analistlik yapan yazar Tuncer Şengöz’ün “Varyemez Amca Kültü” adlı kitabında Türk modernleşme tarihinin 34 yılda bir nesil değiştirdiğini yazdığı bölüm aslında dünyada var olan 30 yılda bir yapılan dönüşüm noktasının varlığını ve ülkemizdeki etkilerini anlatıyor.

Fakat burada değineceğim konu ise 20. Yüzyılda yaşanan 30 yılda bir yaşanan değişimin, 1980’lerdeki neo-liberal dalganın bitip, yerine yeni bir dalganın başlangıç noktasında ve bir belirsizlik içerisinde olduğumuzu söyleyebilirim.

Bunu farketmek için profesör olmaya gerek yok. Kabaca ele bu evreyi ele alırsak şöyle sıralayabiliriz;

1-İki dünya savaşı arası acılı dönem (1915-1945)

Bu dönem, 1910-13 arası gergin bir süreçle başladı. 1914’te patlak veren Birinci Dünya Savaşı başlamış, 1918’de savaşın sona ermesiyle imparatorlukların çöküşü, savaş esnasında askeri alanda geri dönüşü olmayan zırhlı araçların ve uçakların ilk kez kullanılması, imparatorlukların çöküşüyle yerine cumhuriyet rejimlerinin kurulması, faşist-sosyalist rejimlerin ortaya çıkışı, İkinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan İtilaf Devletleri’nin, İttifak Devletleri’ne ağır yaptırımlar uygulaması ve son olarak da kapitalist ekonominin tarihinde yaşadığı en büyük kriz olan 1929 krizi bu dönemin ilk 15 yılına damgasını vuran olaylar silsilesi göze batanlar.

İkinci evresi ise birinci evrede yaşananların toplumlara akıl tutulmasını yaşatarak, aklın bir kenara bırakılıp tamamen hayvani güdülerle ideolojik tapınmanın ve ırkçılığın dünya tarihinde insanlığa dönüm noktası yaşatacak en büyük felaket olan İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle tarihin en büyük utanç sayfalarının yazılmasına vesile olmuştu. 1939-1945 arası yapılan bu savaşta Faşit rejimler olan Almanya, İtalya ve Japonya’nın başını çektiği Mihver Devletler ve anti faşit blokta yer alan İngiltere, Fransa, ABD ve Sovyetler Birliği’nin başı çektiği Müttefik Devletler yer aldığı savaş, Müttefik Devletler’in zaferiyle sonuçlanarak faşizm yenilmiş ve bu acı dolu dönem 1945’te kapanmıştır.

Yaşanan bu felaket, 65 milyon insanın ölümüne, ilk ve son kez nükleer silahların kullanılmasına, uluslararası etkinliklerin (Dünya Kupası, olimpiyat oyunları vs.), diplomasinin ve genel olarak bir çok ülkede seçimlerin dondurulmasına sebep olmuş, 1943’te savaşa dahil olmasa bile ticari ilişkilerin neredeyse kesilmesi sonucu Türkiye’de dahil olmak üzere dünya çapında kıtlık yaşanmış ve bu olaylar insanlığa kendi geleceğini sorgulamasına sebep olmuştu. Bu felaket zincirinden sonra, ülkeler, vatan, bayrak, millet temalı çalışmalara nazaran, dünya barışı üzerine yoğunlaşarak, kurucu ülkeler içinde Türkiye’nin de bulunduğu Birleşmiş Milletler, 1947’de kurularak yeni bir döneme girilmiştir.

2-Altın çağ ve Soğuk Savaş (1945-1975)

Bu dönem ise Batılı kapitalist ülkelerde altın çağ olarak nitelendirilir. Altın çağ olarak dillendirilmesinin sebebi ise,  Amerika yanlısı ülkelerde Marshall yardımları, Soyvet yanlısı sosyalist ülkelerde ise Molotof yardımlarıyla 2. Dünya Savaşı’nın izlerinin yok edilmeye başlanmasıdır, Birleşmiş Milletler’in kurulması ve sosyal devlete önem verilmesiyle nüfus ve üretim yapan fabrikaların artmasıyla refah seviyesinin dünya tarihinde görülmediği kadar yükseklerde olduğu bir dönemdir bu dönem.

Sendikacılık, sivil toplumculuk ve okullardaki eğitim kalitesinin artışı bu dönemde toplumsal alanda göze batanlar. İşçi sınıfının parladığı, beyaz yakalı ve memur kesimin sıradan olduğu bu dönemde fabrikalarda bant sistemiyle seri üretimin artışı, kaliteli ürünlere yer vererek uzun ömürlü dayanıklı tüketim mallarının piyasaya sürülmesine neden olmuştur.

Aslında bakılacak olursa bu üretim artışının büyük sebebi ise, Dünya Savaşı sonrası iki süper gücün (ABD-SSCB) savaştan arda kalanları paylaşmak için başlatmış olduğu rekabettir diyebiliriz. Bir yanda Kuzey Amerika ile Batı Avrupa’nın yer aldığı  kapitalist Batı Bloğu NATO ve Kuzey Asya ile Doğu Avrupa’nın yer aldığı sosyalist Varşova Paktı’nın üretim, bilim, teknoloji ve sporla yapılan soğuk savaş dönemi.

Satranç oyununu andıran bu soğuk gerilim, 1960’lı yıllarda başta Sovyetler olmak üzere Yuri Gagarin’in uzaya çıkması ve ABD’den Neil Armstrong’un Ay’a ilk adımını atması uzay dönemini açmıştır. 1970’lerin başında ABD ordusunun bilgisayar üzerinden gizli askeri görüşmelerin yapılması  günümüzün vazgeçilmez bir parçası olan İnternet’in oluşumuna sebep olarak teknik manada bugünlerin temelini atmaya başlamıştır.

Altın çağın insanlara getirmiş olduğu sosyal haklar ve devletlerin insanlara para kesesinin ağzını açması, Soğuk Savaş’ın getirdiği ideoloji mücadelesi 1970’lerin başına gelindiğinde ekonomik kriz ve darbelere neden olurken, bunun yanında Avrupa sömürgesi ülkelerin bağımsızlığına kavuşarak cumhuriyetler kurması, ABD’nin Vietnam Savaşı’nı kaybetmesi, başta ABD ve Avrupa’da bir bunalıma yol açmışken, 1974 petrol krizi, 1975 yılında IMF’nin sabit kurlu döviz sistemini, ilk olarak ABD’de serbest kurlu döviz sistemine geçirmesi, 30. yılına giren altın dönemin bitiş düdüğünü çalarak sosyal devlete son vermiştir. 1980’e kadar dünya ekonomik ve ideolojik bir kaosa sürüklenerek 5 yıllık bir boşluk dönemini yaşamıştır.

3-Boşluk dönemi ve kırılma (1975-1980)

Soğuk Savaşlı, sosyal devletli, sendikalı, sabit kur dövizli ve işçi olmanın zenginlik göstergesi olduğu altın dönem 1975’te sona ermişken, 75 sonrası dünyada başlıca yaşanan olaylar ise şöyleydi:

-1973’te dünyada seçilen ilk Marksist başbakan Allende yönetimi Şili’de general Pinochet’in askeri darbesiyle son buldu ve 1975’ten itibaren başlayan diktatörlük dönemi 1990’ların başına kadar sürdü.

–1974’te Portekiz’de İkinci Dünya Savaşı artığı olan faşist Salazar yönetimi, Karanfil Devrimi olarak adlandırılan askeri darbeyle son buldu ve 1975’te Portekiz, sömürgelerini özgürleştirdi ve içişlerinde liberal demokrasiye geçti.

-1975’te Salazar’ın ekürisi, İspanya diktatörü Franco öldü ve İspanya da referandumla liberal demokrasiye geçiş yaptı. 1974’te yaşanan petrol bunalımı petrol ihraç eden ülkeler birliği olan OPEC’in kuruluşuna yol açtı.

-Türkiye 1977’den itibaren 1974 petrol krizi ve Kıbrıs Barış Harekatı’nın sonucu ABD ambargosu yemesi sonucu, büyük bir buhranın içine girdi. Aynı zamanda 1 Mayıs 1977 olaylarıyla birlikte 1980 askeri darbesine kadar siyasi çatışmalar yaşadı.

-1977-79 yılları arası Kamboçya’da komünist Kızıl Kmerler Pol Pot liderliğinde yönetimi ele geçirerek ülkede medeniyet kıyımı yaparak 7 milyonluk Kamboçya nüfusunun 3,5 milyonunu kırdı.

-1973’te Uganda’da darbeyle başa geçen İdi Amin diktatörlüğünü sağlayarak 1980 yılına kadar 300.000 Hintli’nin ölümüne sebep oldu.

-1979’da İran’da Şah Rıza Pehlevi devrilerek, dini lider Humeyni önderliğinde İran, İslam Cumhuriyeti olarak şeriat yönetimine geçti.

-1979’da Saddam Hüseyin Irak’ta Baas Partisi’nin başına geçerek Irak Devlet Başkanı oldu ve ülkede diktatörlük yönetimi kurdu.

-1979 aynı zamanda bir çok siyasal bilimci ve otoritelere göre sosyalizmin çöküş yılı olarak söylenir. Bunda en büyük rol Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı başarısız işgali gösterilebilir.

-1975’te başta İngiltere olmak üzere Avrupa demokrasilerinde başlayan ekonomik buhran 1979’da Muhafazakar Demokrat Partili Margaret Thatcher’ı İngiltere’nin ilk kadın başbakanı yaparak bir 30 yıllık dalganın başlangıç düdüğünü çaldı. O dalganın ismi kapitalizmin altın dönemlerinden ve sosyalizmi yenerek zafer kazandığı neo-liberal dönem.

4-Neo-Liberal dönem ve tüketim çılgınlığı (1980-2010)

Bu sistemin ilk dönemleri, halk arasında İngiltere’de Demir Lady Thatcher’lı, ABD’de Reagan’lı, ülkemiz Türkiye’de ise Özal’lı Tonton Amca dönemi olarak bilinir. 1945-75 yılları arasındaki üretim ve işçi odaklı dönemin aksine, memurlu, beyaz yakalı ve büyüklerimizin ağzından düşürmediği “Eskiden hiçbir şey yoktu. Şimdi her şey bol” döneminin olduğu tüketim çılgınlığı yer almıştı.

Bunun sebebi ise salt kapitalist sistemin acımasızlığının alınıp yerine daha masum ve kültürel olarak da gelenek göreneklere de sıcak bakan, muhafazakarlık ve serbest piyasanın karışmış toplum modeli olan neo-liberal modeldir. Nedir bu neo-liberal model? Ekonomi uzmanı Cüneyt Başaran’ın yaptığı tanıma göre neo-liberalizm, sermaye piyasalarının geliştirilmesi ve özel sektörün hizmetine sunulmasıydı. Neoliberalizmin öngördüğü ekonomik model içinde az regüle edilen, bol ve ucuz likiditenin olduğu verimlilik esasına dayalı özel sektörün önderliğinde bir büyüme anlayışı vardı. Burada sihirli sözcük ‘verimlilik’ti. Nitekim 1980-2008 yılları arasında efsanevi ABD Merkez Bankası Başkanı Greenspan yönetiminde bu model uygulandı.

Ülkemizde neo-liberalizm ilk olarak 24 Ocak 1980 kararlarıyla sistemin ağa babası eski başbakan ve 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal tarafından gündeme getirildi. Türkiye’nin bu dönemde özelleştirmelerle tanışması, sabit kur kaldırılarak, döviz serbestisi getirilmesi, dinciliğin-cemaatçiliğin, Türk-Kürt milliyetçiliğinin yükselişi ve son idam cezasının uygulanması başı çeken olaylardı.

Bu dönem dünya da bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağını vurgulayan olaylara tanık olmuştu. Bu olayların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşü, Berlin Duvarı’nın yıkılıp 2. Dünya Savaşı sonrası bölünen Almanya’nın yeniden birleşmesi ve Balkanlar’da Yugoslavya’nın bölünmesiydi.  En son 1. Dünya Savaşı’nda gündemin ilk sıralarına oturan Orta Doğu coğrafyası, yeniden dünya gündeminin ilk sıralarını kurcalamaya başlayarak, zirveyi bugüne kadar korumuştur.

Ortadoğu için ise zirvedeki öğeler; Irak’ta Saddam Hüseyin, Suriye’de Hafız Esad, İran’da Ayetullah Humeyni, Mısır’da Hüsnü Mübarek ve bu liderlerin petrol savaşları ve katliamlarıydı. Bu öğeler sonucu başını Irak’ın çektiği Körfez ülkelerine dış müdahalenin başlayıp, ilki 1991 olmak üzere Körfez Savaşları’nın olduğu dönem girilerek neo-liberalizmin arka bahçesi oluşturulmuş ve Ortadoğu, oyun alanına çevrilmişti. 10 yılda bir gelişmekte olan ülkelerde (Arjantin, Türkiye vs.) yaşanan ufak çaplı krizler, 2008 yılına gelindiğinde gelişmiş ülkeleri de vurarak, neo-liberal mutluluğun bahçelerinden biri olan Avrupa ülkelerini krize sürüklemiş, 2010 yılına gelindiğinde bu kriz arka bahçeler olan Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da ki Arap ülkelerini de etkileyerek, arka bahçenin bekçileri olan devrik liderleri bir bir devirmeye başlamış ve bu devrim süreci “Arap Baharı” olarak anılmıştı. Bu dalganın ilk vebalini Tunus devrimle bitirmişken, son olarak Suriye, bu bahar dalgası yüzünden İç Savaş yaşayıp, Dünya’nın dama tahtasına dönüşen bir coğrafyası olmuştur.

Arap Baharı ve Suriye İç Savaşı aslında neo-liberal dalganın bitiş düdüğü olup, yeni bir arayışın başlangıç düdüğüydü. 20. Yüzyılın modern hayatı 3o yılda bir kendisini yenilemiş ve şimdi dünya büyük bir kaos yaşayarak yeni arayışlara doğru yol almıştır. Ülkemizde bugün sistem değişikliği konuşuluyorsa, bilin ki bu durum yalnıza ülkemizde değil, bugün Avrupa Birliği ülkelerinde birliğin dağılıp dağılmaması, Türki devletlerde mevcut başkanlık sistemlerinin bırakıp bırakılmaması ve Ortadoğu’da yaşanan iç savaşlar sonucu ülkelerin bölünüp bölünmemesi konuşuluyor. Bunlar yalnızca yakın coğrafyamızda olanlar. Şu an bizler 30 yıl devam edip yerine yeni bir sistemin gelmesi beklenen kaotik dönemin insanlarıyız. Bu yalnızca toplumsal değil, teknolojik olarak da ön plana çıkmaktadır. Başta ülkemizde yaşanan “Gezi eylemleri” ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimine karşı olaylarda tepkisini koyan insanlar, bu kaotik dönemin vazgeçilmez iletişim aracı sosyal medyayı kullanarak bir şeyleri değiştirmişti. Yaşanan olaylar aslında başta medya olmak üzere, ekonomide ve politikada bir çok değişimin yavaş yavaş hayatımıza girdiğinin göstergesidir.

20. yüzyılın son artığı olan neo-liberalizmin parçaları yavaş yavaş süpürülürken, y kuşağı kendisini göstermeye başlayıp, bilgi çağını damarlarımıza kadar yaşadığımız ve bilgi hiyerarşisinin değiştiği şu günlerde, CNN Türk’ün Ekonomi Müdürü Emin Çapa’nın da dediği gibi, ”Şu an yeni bir rönesansa doğru yol alıyoruz ve bunun dönüşü yok”. Rönesansı yakalamamız dileği ile, kalın sağlıcakla.

Eray Mıdıkoğlu

Eray Mıdıkoğlu

13 Mart 1993 Edirne'de doğdu. Liseyi Hayrabolu Anadolu Lisesi'nde okudu, daha sonra Babaeski Atatürk Anadolu Lisesi'ne geçiş yaparak lise eğitimini orada tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu. Şimdi Kocaeli'de yerel bir gazetede editör olarak çalışmakta ve Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler okumakta.
Eray Mıdıkoğlu

Latest posts by Eray Mıdıkoğlu (see all)

Paylaş:
Eray Mıdıkoğlu

Eray Mıdıkoğlu

13 Mart 1993 Edirne'de doğdu. Liseyi Hayrabolu Anadolu Lisesi'nde okudu, daha sonra Babaeski Atatürk Anadolu Lisesi'ne geçiş yaparak lise eğitimini orada tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu. Şimdi Kocaeli'de yerel bir gazetede editör olarak çalışmakta ve Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler okumakta.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir