8 Mart ve kadın

Senedeki 365 günün neredeyse her birine ayrı bir değer ve önem atfediyoruz günümüzde. Şahsi kanaatim, gerçekten kutlanmaya değenlerin bir elin parmağını geçmeyecek kadar az olduğu yönündedir. İçlerinden birisi tam da bugün: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü.

Kadınlar yaşamın her alanına dâhil olmak ve ‘’Ben de varım ‘’diyebilmek adına verdikleri mücadeleye tüm olumsuzluklara rağmen hız kesmeksizin devam etmekte. Bugünün ne denli büyük bir önem taşıdığını anlamaksızın, kadının insan olarak değerini, ürettiklerini, yetiştirdiklerini, dünyayı nasıl güzelleştirdiğini anlamaksızın bu mücadeleyi kavramak mümkün değil. Kadının mücadelesini anlayıp destek olmadan, senede bir gün karanfil alarak Kadınlar Günü’nü kutlamak, kutladığını zannetmek abesle iştigal. Niçin sürekli ‘’mücadele ‘’diyoruz? Kadın gibi naif bir varlık, hayatın tadını çıkartmak varken niçin bir ‘’mücadele’’nin içine itiliyor, niçin mücadele etmek, savaşmak zorunda bırakılıyor?  Bunun cevabı kadını kuşatan olumsuz şartlarda. Ve ne yazık ki bu olumsuzluklar, hava şartlarındaki ya da yol durumundaki olumsuzluklar gibi değil: Şiddetin her türlüsünden, iş hayatındaki adaletsizliklerden, anne olmak ile çalışmak arasında tercih yapmak zorunda bırakılarak oluşturulan toplumsal baskıdan ve daha nicesinden müteşekkil olumsuzluklar yumağı…

Bugün kadın; dört tarafı önünü kesmek isteyenlerle, onu yok saymak, varlığını haykıran sesini kısmak, onu yalnızca yemek pişiren, ev silen, çocuk bakan kişi kalıbına indirgemek isteyenlerle çevrili bir nefer. Kadın kim? Tam otomatik mutfak robotu mu ya da tam zamanlı dadı mı?

Bir evi yuva yapmak, vicdan ve akıl sahibi insanlar yetiştirmek azımsanacak şey olmadığı gibi, kadın el üstünde tutulmalı ve ona insan onuruna yaraşır şartlar sağlanmalı ki, hem bireysel olarak ekonomiye, topluma katkıda bulunabilsin hem de katkıyı devam ettirecek nesiller yetiştirebilsin. Bugün domates yetiştirene dahi bir takım kolaylıklar bir takım destekler sağlanırken insan yetiştiren kadın senenin bir günü karanfil verilmek suretiyle onore edilmiş oluyor?

Şunu açıkça belirtmek gerekir ki, tüm kadınlar emekçi. Hiç şüphesiz çalışma hayatındaki tempo içerisinde ürettikleri değerler erkekler ile eşit düzeyde hatta sektörel bazda irdelendiğinde kimi sektörde onlardan kat be kat fazla. Ekonomik özgürlüklerini ellerine alabilmek adına toplumsal cinsiyet kalıplarını bir kenara iterek ‘’erkek işi ‘’ denilen birçok işi de layıkıyla icra etmekteler. Onların bu cesareti diğer hemcinslerini de harekete geçirmekte, hayata dair umutlarını, heyecanlarını yenilemekte. Tıpkı geçenlerde bindiğim belediye otobüsünü kullanan kadın şoförün bana yaşattığı küçücük tebessümden sonra içime dolan kocaman umut gibi…

Çalışma hayatıyla beraber ailesi için de emeğini ve zamanını düşünmeden feda eden kadının korunması ve kadına yönelik toplumsal baskıcı düşünce tarzının yıkılması için daha epey yol var. Son dönemde kadına yönelik şiddet vakalarındaki önlenemeyen artış nedeniyle yapılan kanuni düzenlemeler, maalesef yetersiz kalmakta… Şiddetin envai çeşidini tanımlayan ancak somut bir çözüm getirmekten uzak bu düzenlemelerin günlük hayatta sonuç vermediğini gazetelerin üçüncü sayfalarında ve akşam bültenlerinde gördük, görmekteyiz… Fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik şiddet nedir, buna maruz kaldığında yaşadıklarının şiddet olduğundan bihaber milyonlarca kadın nasıl bilinçlendirilebilir? Peki ya bunu yaşatanlar nasıl caydırılabilir? Tümünü sağlamak sosyal ve psikolojik desteklerin, eğitimlerin yanı sıra kapsamlı yasal düzenlemelerle mümkün. Zira kadına yönelik şiddet bir insan hakkı ihlali ve bir ayrımcılık biçimi.

Anayasamızın, devletimizin temel esaslarından olan ‘’Eşitlik ‘’ilkesini düzenlediği 10.maddesinde kadına yönelik pozitif ayrımcılığa da yer verilerek kadına her alanda kolaylık sağlanıp hayata kazandırılmasının önü açılmak istenmiş. Yine 6284 Sayılı ‘’Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun’’ bu hususta ilk akla gelenlerden. Konuya ilişkin ‘’İstanbul Sözleşmesi’’ 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaya açıldı ve 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. Kasım 2015 itibariyle tam 40 devlet tarafından imzalanmış olan bu sözleşmeyi onaylayan ilk devlet, bizim devletimiz.(12 Mart 2012)

Uluslar arası hukuk ve iç hukuk bağlamında atılan onca adıma rağmen istenen mesafenin kat edilememesi düşündürücü. Ancak unutmamak gerekir ki kadının ötekileştirilmesi ve pasifize edilmeye çalışılması dünün meselesi değil. Çok daha öncesi olan, kökü derinde, ölümcül bir çıban. Bu çıbanı kurutmak ancak büyük sabır, emek ve ihtiyat ile mümkün.1979 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul edilen ‘’Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok edilmesi Sözleşmesi’’ bize meselenin bilinen mazisi hakkında genel bir fikir verebilmesi açısından mühim. Bahsedilen sözleşme Birleşmiş Milletler bünyesindeki 8 temel insan hakları sözleşmesinden biri. Buradan ise, kadına dair sorunların aslında insana dair olduğu sonucu rahatlıkla çıkarılabilmekte.

Tüm bu yaşatılanlara rağmen hayata güzellik katmaya devam eden tüm kadınlarımızın Kadınlar Günü kutlu olsun.

Eşmin Merve ÖZTÜRK

TekParagraf

TekParagraf

tekparagraf; hayatın hızlı akışı içinde haberi okura özet olarak sunar.
TekParagraf
Paylaş:
TekParagraf

TekParagraf

tekparagraf; hayatın hızlı akışı içinde haberi okura özet olarak sunar.

Bir Cevap Yazın