White Chocolate Mocha? Ya da hayır hayır, demli bir çay rica edeyim

Çay mı kahve mi?

En samimi muhabbet ortamlarının vazgeçilmezleri içeceklerdir.

Sabahları kalkıldıktan sonra ilk yapılan şeylerden biri çay demlemektir. Ders çıkışı bir araya gelen öğrenciler kantinden kâğıt bardakta birer çay alıp köşeye çekilirler. Akşam eve misafir gelecekse yine çay konulur. Hep birlikte dizi izlenecekse yine çay arar ahali.

Kimisi ise kahve içmeden kendine gelemez. Uyanır uyanmaz kafein takviyesine ihtiyaç duyar. Ya da bir fincan kahve hazırlayıp manzaraya dalar. Olmadı kahvesini alıp kitabının başına geçer.

Fakat kaçırdığımız ince bir ayrıntı vardır, bu iki içecek bizi ya kabuğumuza hapseder ya da sosyalleştirir.

“Kimler çay içiyor gençler?”

İlk olarak çaydan başlayalım. Kahve hazırlaması çay demlemesinden daha basit olmasına rağmen, iki ya da üç kişinin bile bir araya geldiğinde aradığı ilk şeylerden biri çaydır.

Çay muhabbet içeceğidir. Tek başına pek tercih edilmez. Aile toplantılarında, öğrenci evlerinde hatta çay bahçelerinde herkesle birlikte tüketilen bir içecektir. Çay tek başına pek tat vermez. Yanında insan ister, sohbet ister.

Çay mahalle arkadaşıdır. Kıraathanede ucuzdur, belki karbonatlıdır ama beraberinde geçim sıkıntısı, memleket kaygısını hatırlatır. Yarına dair düşünmeye, harekete geçmeye teşvik eder.

İnce belli bardakta meşhurdur çay. Şimdilerde adı özel olsun da 5 Lira’dan satalım diye ajda bardak diyenleri var. Ya da yanında başparmak ucu kadar talaş tadında bir bisküvi parçası verip neredeyse bir kilo çay parasına satmaya uğraşanlar var. Ama onlar gerçek çay değildir. Gerçek olan, demlikte ve gözünüzün önünde hazırlanan, meşhur kırmızı beyaz bardağı ile önünüze gelendir.

Çay eş, dost akrabadır. Sohbettir.

“Hımm, bi kahve?”

Kahve bireydir, bireyseldir.

Sabahları uyanında kendinize gelmek için bir çay içmek istersiniz. Belki çalışırken kendini ödüllendirmek için makineden bir bardak kahve alırsınız. Çok kullanılan o yağmurlu gün tasvirinde, pencere kenarına geçip kitabınızın yanına bir fincan kahve koyarsınız, muhtemelen fotoğrafını da çekersiniz.

Kâğıt bardakta tozlu kapaktan içtiğiniz muhtemelen katkılı kahve, kendinize olan güveninizi arttırmak üzere hazırlanmıştır. Kâğıt bardak kullan at yani acele et mantığıyla üretilir. Yürürken bile içebilirsiniz. Çünkü işe ya da bir görüşmeye gideceksinizdir. Tek başınasınızdır.

Gösterişli mekânlarda cebinizdeki son on, on beş lirayı adını bile söyleyemediğiniz garip bir kahve türüne verecek durumda değilseniz, imdadınıza tadı tuzu iyice kaçmış şerbet gibi üçü bir arada paketleri yetişebilir. Ama bunların tadını çıkarmaya çalışırken muhtemelen yine ortalarda kimse yoktur.

Türk kahvesini tenzih ediyorum. Aslında, şu üçü bir arada paketler bu kadar yaygınlaşmadan önce adı sadece “kahve” idi. O da çayın ağabeyi gibiydi. Sürekli içilmezdi, koyu sohbetlere eşlik ederdi. Yine öyle ama ismi değişti. Türk kahvesi oldu. Kimyasal katkılı tozlar için yüzlerce yıllık büyüğümüzün kalbini kırdık galiba.

Çay güzeldir.

Kahve de güzeldir, fena değildir yani.

Ama bizim memlekette çayın yerini hiçbir şey tutamaz…

Emre ÖZGEN

Emre ÖZGEN

İstanbul, Kadıköy'de doğdu. Gemport Gemlik Anadolu Lisesi'nin ardından Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu. Çeşitli yerel medya kuruluşlarında çalışan Özgen, çizgi roman ve fantastik edebiyat gibi alt kültür alanları ile de ilgileniyor.
Emre ÖZGEN
Paylaş:
Emre ÖZGEN

Emre ÖZGEN

İstanbul, Kadıköy'de doğdu. Gemport Gemlik Anadolu Lisesi'nin ardından Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu. Çeşitli yerel medya kuruluşlarında çalışan Özgen, çizgi roman ve fantastik edebiyat gibi alt kültür alanları ile de ilgileniyor.

Bir Cevap Yazın