“Doğaçlama, orada ve o an içten yaratmaktır”

27 Şubat-5 Mart günleri arasında Kocaeli’de düzenlenecek 3. Kocaeli Doğaçlama Haftası öncesi etkinlikte yer alacak isimlerle bir araya gelerek doğaçlama tiyatro ve etkinlik hakkında konuştuk.

Sözlük anlamın olarak “içinden geldiği gibi konuşmak” olan doğaçlamaya sizin bundan öte yüklediğiniz bir anlam var mı?

Cenk: Doğaçlama, tiyatronun ortaya çıkışından itibaren kullanılan bir durum ancak son 60-70 yıldır kuramsallaşıp bir tür olarak sahneye taşınma evresi var. Metinli tiyatro oyunları için yapılan çalışmalarda da doğaçlama egzersizleri vardır ancak bunun mantığı sahne doğaçlamasından farklıdır. Bugün kullanılan uluslararası alanda “impro” olarak geçen doğaçlama tiyatro tamamen farklı bir alandır.

Ersin: Doğaçlama içinden geldiği gibi yapmak olarak metinli tiyatro da rol çıkartmak için kullanılıyor. Oyuncu rolünün bulurken doğaçlama kullanıyor, yönetmen bunu seçer veya seçmez. Bu süreç sonunda onlar sistemli biçimde sahneye sunuluyor. Doğaçlama da bu kurgu kısmını çıkarıp yine içinden geldiği gibi hareket ediyorsun. Tabii yine kurgu vardır ama ne kadar az kurgu o kadar iyidir.

Sercan: Orada ve o anda içten sanat yaratmaktır..

Doğaçlama anlık bir şey olduğu için bir hız gerekiyor. Bu hızlı süreç içerisinde bir beğenilme kaygısı oluşuyor mu?

Cenk: Aslında o beğenilme kaygısı oluyor fakat bunları aşmaya yönelik hareket ediyoruz. Doğaçlama egzersizlerinde sahnede oynanan oyunlar genelde atölyelerde yapılmaz. Yapılan antrenmanlar beğenilme kaygısı gibi, espri yapma, güldürme kaygısı gibi durumlardan arınmak için. Çünkü günlük hayatta da metinli bir şekilde yaşamıyoruz. Sahneye çıktığımız zaman ister istemez beğenilme kaygısı da oluşuyor ancak günlük hayatta ki gibi beğenilme kaygısını minimuma indirerek yapıyoruz. Günlük hayatta sohbet edermiş gibi oyun oynamak için egzersizler yapıyoruz.

Ersin: Sahneye çıkınca ister istemez bir beğenilme kaygısı oluşuyor ve ortaya çıkan her sanat eserinde bir beğenilme kaygısı vardır. Ancak seyirci neye gülüyorsa ona yönelmek işin içinde olan tuzaklardır fakat bu durumdan da sıyrılmaya çalışıyoruz. Bunlar metinli tiyatroda da var, doğaçlamada da var ve diğer sanat dallarında da vardır. Seyircinin beğenisi değil de seyirciyi reddetmeden onlara birşey önerebilmek mevzusu daha önemlidir. Her ne kadar sahnede yaptıklarımız komedi ağırlıklı gibi görülse de işin söz söyleme kısmı doğaçlamada minimum veya bazı arkadaşlar için maksimum ama doğaçlamada da kaygı hep vardır.

Sercan: Beğenilme kaygısı oyuna yansıdığı anda oyunu etkiler. Bu nedenle bunu pek düşünmeden serbest bir şekilde devam edilmesi en doğrusudur.

Yusuf:Beğenilme kaygısı insanoğlunun olduğu her alanda vardır. Kendini ifade ederken bile bu kaygı oluşur. Sahnede ki insan neden daha fazla taşır çünkü daha fazla insan tarafından izlenir. Sanatçı o kitlenin önüne çıkar ve “ben buradayım” der. Şu an burada bana üç kişi bakıyorken sahnede 500 kişi bakabilir. Haliyle beğenilme korkum ve beğenilme katsayım bununla bağlantılı olarak artıyor. Bana göre bununla mücadele etmek için egonuza değil, sahnelenen oyuna hizmet etmek gerekir. Hedef oyuna hizmet etmektir.

Doğaçlama tiyatroyu herkes yapabilir mi?

Cenk: Sanatın her alanı için herkes yapabilir diyebiliriz. Ancak yetenekle değil çalışmakla alakalıdır. Mesela yetenekli bir dövmeci 100 dövme yaparak iyi bir seviyeye gelebilir, daha az yetenekli bir dövmeci 200 dövme yaparak iyi bir noktaya gelir. Ama sen yetenekliyim diye 50 dövme yaparsan 200 dövme yapan seni gelir geçer.

Yusuf: Oyun oynama dürtüsü insanın çocukluğundan beri içinde olan bir dürtüdür. Hepimiz küçükken “bir şeycilik oynamışızdır.” Bana göre çocukluğuna dönebilen, çocukluğunu hatırlayabilen herkes sahneye çıkabilir herkes oyun kurabilir.

Sercan: Benim mesela en büyük örneğim kendimdir. Biraz bencilce olacak ama ilk başladığım anla şu an ki arasında dağlar kadar fark var. İnanma
k ve emek göstermek önemlidir.

Mesela hayatta bazı kalıplar vardır. “Okulunu bitir, askerliğini yap, iş bul, evlen gibi.” Sizce hayat doğaçlama olsaydı ne şekilde ilerlerdi?

Cenk: Doğaçlama ilerliyor aslında. Fakat sahnede espri yapmak, ön plana çıkmak gibi tuzaklara girmeyerek oynamak hayatta ise kalıplara girmeden yaşamak var. Oyuncu neye gülüyorsa ona yönelmek gibi tuzaklar aslında hayatta “okulunu bitir, iş bul, evlen” gibi kalıplarla aynıdır.

Ersin: Bütün hayat böyle yaşansaydı yine aynı şeyler olurdu. Şu hayatı bugün bu noktaya getiren insanları düşünürsek onlar meraklarının peşinden gitmiş insanlardır. Mesela Tesla’yı ve sağladığı faydaları biliyoruz. Bir hayalperestlik mutlaka olmalı, sisteme uyan insanların bir şey üretmesi gerçekten çok zor. İnsan kendi hayalinin peşinden koşmalı.

Yusuf: Mazhar Alanson eskiden TRT’ye verdiği bir röportajda anlatır: Mağaradan çıkıp avlanmaya giden insanları anlatır, her gün 9 kişi avlanmaya gider, 1 kişi geride bekler ve döndüklerinde ona etten pay verirler. O da karşılığında onlara hikaye anlatır, herkes huzurlu uyurmuş. Bir gün biri çıkıp demiş ki: “Biz her gün ava gidiyoruz canımızı tehlikeye atıyoruz, gelip buna et veriyoruz, bize boş şeyler anlatıyor buna et vermeyelim.” Sonra sanatçıyı da  avlanmaya götürmeye başlamışlar, avdan sonra o da gelip uyumaya başlamış. Bakmışlar ki yediklerini hazmedemiyorlar, uyku rahat gelmiyor. Çünkü masallara ihtiyaçları var. Bu nedenle hayat ihtiyaçtan doğan bir şekilde ilerler.

Kültür Bakanı olsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?

Cenk: Kültür bakanı olsaydım aslında sanatın her alanına katkı sunardım. Koltuğa oturduğumda yapacağım eylemlerin temelinde düşüncelerim var. Sanat en az sağlık ve eğitim kadar önemlidir diye düşünürdüm. İnsanları sanatla uğraşmaya teşvik edecek girişimlerde bulunurdum.

Ersin: Bakan olsaydım şu an yaptığımız bu sohbeti 3-5 kişi olarak değil 5 bin kişi olarak yapardık. İstanbul’da ki ve Ağrı’da ki insanları bir araya geririp bir ortak iletişim zemini yaratmaya çalışırdım.

Yusuf:Ödenekleri doğru kullanmak için planlamalar yapardım. İnsana yatırım yapardım özellikle de gençlere. Yaratmaya ceserati olan insana imkan vermeye çalışırdım çünkü yaratmaya cesaret etmek kolay bir şey değil.

Sercan:Sahneler yetersiz bu nedenle sahneler açıp mümkün olduğunca ucuza insanların bu hizmete ulaşmasını sağlardım.

Yusuf: Oyuncu yetiştirmekten ziyade üstüne düşmemiz gereken seyirci yetiştirmektir. Çünkü oyuncu fazlasıyla var. Bu nedenle oyuncu zorluğu çekmiyoruz ama seyirci zorluğu çekiyoruz. Çünkü seyirci yetişmemiş. Herkes 9 yaşında mantar tiyatroda bir tane oyun izlemiş, “ay tiyatro iğrenç bir şey” demiş ve hayat boyu bir daha gitmemiş. Maça gitme, sinemaya gitme kültürü vardır ama bir tiyatro kültürü yoktur. Önce çocukları eğiterek tiyatro kültürü başlatmak gerek.

Bugün bunların gerçekleşmediğini mi düşünüyorsunuz?

Cenk: Kesinlikle destekler yeterli değil.

Ersin: KOSGEB desteğinin falan artık istemiyoruz, yüzde 18 KDV kaldırılsın, AKM açılsın bize yeter. Biz kendi yağımızda kavruluruz.

Yusuf:Bir İnternet kafeye verilen destek maalesef özel tiyatrolara verilmiyor. Çünkü eğlence sektörünün geri dönüşü yok ve kar etmiyor diye düşünülüyor.

Oyunlarınızda ülkenin yaşanan sorunlara karşı duyarlılık gösteriyor musunuz? Politik bir duruş sergileme kaygınız var mı?

Cenk: Cinsellik, cinsiyetçi söylemler gibi hassas konulara bulaşmamaya özen gösteriyoruz. Ancak siyaset gibi hayatın içerisinde olan bir konu hakkında oyunun gidişatına göre bazı göndermeler çıkabiliyor.

Ersin: Bir sınır koymak yanlış olur çünkü o anda yapılacak bir şey. O an da ortam bunu gerektiriyorsa herhangi bir konuya girilir ama duruma bağlı. Çok sloganist değil ama taşlama gibi göndermeler olabilir.

Yusuf: Seyirciyi huzursuz eden konulardan kaçınmak lazım. Hepimizin siyasi görüşü ve dünyaya bakışı var var tabi ki bunları düşünerek işler çıkarıyoruz. Doğal olarak kaygılarımız var hatta memleketle ilgili ciddi kaygılarımız var ve buna göre bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Ersin: Yine de insanları kutuplaştırmayız. Seyirciye şuraya ya da buraya git demeyiz veya sınır çizmeyiz. Şunu diyebiliriz “arkadaşlar bu akşam çok politik olacağız”, buna yeteneğimiz var ancak bunlar işin namusuna ters olur.

Sizlerin arasında bir rekabet oluyor mu?

Cenk: Şu an aslında yardımlaşmanın ötesinde rekabete girecek bir alanımız yok.

Ersin: Bir rekabet olur ama bu yıkıcı bir rekabet değil. En fazla birbirimize imrenme olur. Birlik olup kalkınmayı tercih ediyoruz.

Yusuf:Tiyatro camiasının birbirinden nefret etmek gibi kötü bir yanı var. Gerçekten çok küçük bir grubuz ve birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Ben aynı takımı tuttuğum adamdan nefret etmek istemiyorum. Zaten çok iyi bir konumda değiliz, birbirimizden nefret etmekten insanlara açılamıyoruz. Bu nedenle Kocaeli’de ki bu birlik bizim için çok önemli.

27 Şubat’ta Kocaeli Doğaçlama Haftası başlıyor. Seyirciye bir çağrınız var mı?

Cenk: Şimdi biz bu etkinliği neden 7 gün yaptık? 1 ya da 2 gün yapsak “benim o gün işim var, o gün randevum var” gibi bahaneler gelecek. Etkinliği 7 gün yaparak İzmit halkından, öğrencilerden “benim işim var” kozunu almış olduk. 7 günden birinde mutlaka müsait olur insan. Ayrıca etkinliğin yapılacağı mekanlar İzmit çarşıda yürüyüş mesafesinde ve ulaşımı çok kolay. Kocaeli Doğaçlama Birliği Facebook ve Youtube kanalları üzerinden tüm bilgilere ulaşılabilir.

 

 

 

Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Murathan Birinci
Paylaş:
Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın