Bir endüstri olarak futbol ve yayıncılıkta 90’lı yıllar

Bir gazetecinin Franco’ya “bu kadar baskıya rağmen neden bu halk size tepki göstermiyor?” sorusuna Franco’nun “ben onlara binlerce kişilik stadyumlar yaptım” şeklinde cevap verdiği söylenir. Ne kadar doğrudur bilinmez ama bugün o binlerce kişilik stadyumlarda 7’den 77’ye, A’dan Z’ye, işçisinden iş adamına, zengininden fakirine her kesimden insan bir topun peşinden koşan insanlara küfür ederek, alınan sonuçlara üzülerek veya sevinerek bir şekilde rahatlamıyor mu? Milyarlık TV, reklam ve sponsorluk gelirlerinin havada uçuştuğu bu spor dalı haricinde her kesimden insanı bir araya getirerek, onları gündemden çekip alabileceğiniz başka bir alternatif var mı? Mesela insanları okçulukla uyutabilir misiniz? Çünkü Simon Kuper’in dediği gibi “Futbol Sadece Futbol Değildir.” Binlerce kişilik stadyumlarda bugün sadece futbol oynanmıyor, popüler kültürün ürünü olmuş sanatçılarda konserler veriyor.

Çok uluslu şirketlerin küreselleşme ile birlikte büyük bir Pazar payına sahip olduğu futbol piyasasında tekelleşme ile futbol topunun bile bir pazarı olduğunu görüyoruz. Televizyon, futbolun endüstrileşmesinde ki en önemli araç olarak egemenliğini hala sürdürüyor. Televizyonun endüstriyel futbolun emrine verdiği naklen yayınlar ve dijital olanaklar, aynı zamanda futbol endüstrisinin en üst noktada kendisini yeniden üretmesine olanak sağlayacak yeni futbol ekonomisinin de doğumuna neden oldu. Bu sayede giderek endüstriyel bir kimliğe kavuşup, kendi kültürünü ve ekonomisini yaratmasını bilen futbol, günümüzde üç milyar insana aynı ilgi ve yoğunlukta bir meta olarak bu şekilde ulaşabiliyor; kendi üretim ilişkilerini global bazda bu sayede eş zamanlı kurabiliyor. Bu bağlamda naklen yayınlar ve dijital platformlar, bir yandan yeni futbol ekonomisinde, sermaye birikiminin en temel dinamiklerinden birisi haline gelirken; diğer yandan da futbol kulüplerinin en önemli gelir kaynaklarından birisi olmayı devam ettiriyor. Naklen yayınların, futbol endüstrisi içindeki yeri ve önemini son yıllarda  yaşanan yayın ihalesi kavgalarından da net olarak görebiliyoruz. Bir yandan ihale gecikti feveranı içinde olan Anadolu kulüpleri, bir yandan ihale bedelini az bulan Üç büyükler; diğer taraftan futboldan zarar ettiğini ifade eden yayıncı kuruluş ve tabii ki olayın baş aktörü Türkiye Futbol Federasyon İşte bu kargaşa içinde, futbolun görünmeyen yüzü üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Olayın hem endüstriyel hem de sportif yönünü farklı bakış açısıyla değerlendirmek, kaçınılmaz bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor.

İngiltere’de kökleri 12. yüzyıla kadar uzanarak kuralları olmadan, 18. yüzyılda ise Devlet ve Kilisenin toplum değerlerini kötü etkilediği savıyla yasaklanmış olmasına rağmen birçok kolejde 100 yıl kadar daha organize bir şekilde takımlar kurularak, ellerin ve ayakların birlikte kullanılması ile o tarihte genellikle toplumun elit kısmını peşinden sürükleyerek oynanan bir oyundu Futbol.  1857 yılında dünyanın ilk futbol kulübü olan Sheffield’in ortaya çıkması ve 1862 yılında Uppingham Koleji öğretmenlerinden John Charles Thring’in yazdığı oyunun ilk kuralları ile organize olmaya başlayan önlenemez futbol hareketi, 1863 yılında İngiliz Futbol Birliği’nin (Football Association, FA) kurulmasıyla resmiyet kazanan bir spor dalı hüviyetine bürünerek, İngiltere’den başta kolonileri olmak üzere tüm dünyaya hızla yayılmış ve toplumların sosyal hayatlarında giderek daha fazla yer alan önemli bir aktivite haline gelmiştir.  Beşiği olan İngiltere’de şekillenen futbolun tarihi apayrı bir yazı konusudur. Günümüzde dünya çapında yarattığı 30 milyar Euro büyüklüğünde önemli bir endüstri haline gelen futbolun, mevcut durumunu ve gideceği yeri saptamaya çalışırken, ilk dönemlerde Kulüplerin sahipleri, üyeleri, oyuncuları tarafından amatör ruhla yapılan, taraftar açısından ise takımının tarihine, renklerine sevdalı olarak yağmur, çamur demeden büyük bir özveriyle takip edilen futbolun, günümüzde kimlik değiştirerek endüstriye geçişindeki aşamaların iyi anlaşılması gerekmektedir. Aynı şekilde, Türk spor kulüplerinin de futbol  alanındaki stratejilerini, diğer bir değişle önümüzdeki dönemlerin yol haritalarını hazırlarlarken, makro resmi kapsamlı olarak analiz etmeleri ve pastadan daha fazla pay alma yolunda kendilerine has stratejik modellerini belirlerken, bu küresel endüstrideki yapılanmaları iyi bilmeleri bir zorunluluk haline gelmektedir.

Başta İngiltere olmak üzere Avrupa’da 1980’lerin başından, ülkemizde ise 1990’lı yılların sonlarından itibaren, Kulüplerin yeni stadlar inşa ederek gelirlerini artırma isteğiyle başlayan ve sonrasında ortaya çıkan reklam, sponsorluk gelirleri ile bunların etkisiyle artış gösteren logolu ürün (merchandising) gelirleri ve özellikle özel televizyon kanalları arasında yaşanan yoğun rekabetin bir sonucu olarak önemli artışlar yaşanan yüksek yayın hakları gelirlerinin de katkısıyla baş döndürücü bir hızla futbol büyük bir endüstri olarak yeniden yapılanmıştır.

Futbol endüstrisi hakkında 16 yıldır kapsamlı ve veriye dayalı uluslararası çalışmaları gerçekleştiren danışmanlık şirketi Deloitte’un, İngiltere’deki Spor İş Grubu’nun hazırladığı Mayıs 2007 tarihli “Annual Review of Football Finance” raporuna göre, 2005-06 sezonu itibariyle Avrupa futbol piyasası büyüklüğü 12,6 milyar Euro’ya ulaşmıştır. Avrupa liglerinin gelirlerinin dağılımına bakıldığında, sponsorluk, yayın ve reklam gelirlerinin toplam gelirlerin %80’ine ulaştığı, geriye kalan %20’lik kısmın ise stad gelirleri olduğu görülmektedir. Avrupa genelinde gelirlerin dağılımında son 20 yıllık dönemde stad gelirlerinin, toplam gelirler içerisindeki %80’ler civarındaki ağırlığının, %20’ler seviyesine gerilemesi, futbolun geleneksel gelirlerinin yanında giderek artan bir oranda yeni gelir kaynakları yaratarak bir endüstri halini almasının açık bir kanıtıdır. İngiltere ile birlikte futbolun en büyük 5 ligi sıralamasında sırasıyla yer alan İtalya, Almanya, İspanya ve Fransa, yarattıkları toplam 6,7 milyar Euro’luk büyüklükle Avrupa futbol pazarının %53’ünü oluştururken, bu pastanın oluşumuna en çok katkıyı sağlayan ve bu anlamda Avrupa’nın, sonuç olarak da dünyanın futbol pazar lideri hiç değişmez bir şekilde İngiliz Premier Ligi’dir. Futbol ile televizyon arasındaki bu ilişki televizyon futbolunun doğmasına yol açmıştır.*

Televizyon vasıtasıyla oturma odalarımız minik birer stadyuma dönüşürken, futbol stadyumlardan çok ekran başında oturan topluluğa hitap eder bir hale gelmiştir. Bunun en büyük nedeni ise futbolun, televizyon, sponsorluk ve reklamın oluşturduğu üçgenin içinde hapis olmasıdır.  Televizyon reklamlardan kazanıyor ve buradan gelen büyük paralarla naklen yayın bedellerini ödeyebiliyor. Reklamlar ise TV futbol yayınları aracılığıyla geniş bir izleyici kitlesine hitap edebiliyor. Futbol endüstrisi imaj pazarlaması suretiyle yoluna devam etmektedir.  Şampiyonlar Ligi-Avrupa Şampiyonası-Dünya Kupası gibi organizasyonlar futbol endüstrisinin büyümesine katkıda bulunmaktadırlar.

Televizyondan yayınlanan spor programlarına para ödenmesi bir başka önemli tartışmayı da beraberinde getirmektedir. 1991 yılında İngiltere Premiere Liginin BSkyB Kanal’ı tarafından satın alınması ‘özgür’ ulusal kültür hizmetinin tekelci sermaye tarafından sömürüleceği şeklinde dikkate değer bir tepkiye neden olmuştur. Spor karşılaşmalarının yayınlanması sürecinin spora olan ilgiyi artıracağı yönünde savlar ortaya çıkmıştır. Her şeyin hızla değiştiği günümüzde spor ve televizyon arasındaki global güçler ve yerel kuruluşlarca yeniden biçimlendirilmektedir.

Futbol Türkiye’de her dönem kitlelerin ilgisini toplamayı başarmıştır. Türk futbol takımlarının Avrupa kupalarında, milli takımın ise milli takımlarda başarılar elde etmesi özel televizyonların yayına girmesi ile aynı döneme rastlar. Televizyonda ve gazetelerde taraftar sayısına göre tiraj getirisinin artış göstereceği düşünülerek 4 büyüklere geniş bir şekilde yer verilmeye başlanmıştır. Türkiye’nin birinci kanalı olan TRT 1’den naklen yayınlanan futbolun toplumu ne denli etkilediğini gören ilk özel televizyon kanalı Star 1’in yapımcıları Türkiye Birinci Futbol Ligi karşılaşmalarının naklen yayın haklarını almıştır. Kuruluş daha fazla reyting ve reklam geliri elde ederken futbol takımları da televizyondan gelen paralar ile kaliteli yabancı oyuncu ve teknik adamları Türkiye’ye getirmeye başladılar. 1994-95 sezonunda gerçekleştirilen ilk yayın ihalesinde sadece 7.2 milyon dolarlık bir gelir sağlanmıştı. havuz sisteminin olmadığı bu ilk ihalede maçlar Cine5, Atv, Show tv, Kanal d ve Tgrt arasında paylaşılımıştı. bir sonraki sezonda da bu parçalı yayıncılık sürmüş ama büyük bir kaosa neden olmuştu 1996-1997 futbol sezonundan baslayarak futbol federasyonu yeni bir uygulama başlatarak maçların televizyondan naklen yayınının bir havuz içerisinde yapılmasını benimsedi ve açtığı ilk havuz ihalesi’ni 3 yıllığına Cine 5 Filmcilik ve Yapımcılık a.ş. kazandı. İzleyicilere seyrettikleri için para ödenmezken şifreli kanallar ile izleyicilerden para kazanılmaktadır. Türkiye’de şifreli kanalların başlatıcısı olan CINE 5 ve onu takip eden TELEON’un en önemli müşterileri futbol maçı seyircileridir. TELEON, 1999-2001 sezonu için 120 milyon dolar ihale bedeli ödediği bilinmektedir.

Bu süreçte Türkiye’de futbol ve futbol anlayışı değişmeye başlamıştır. Galatasaray 10 yıllık periyot sonunda UEFA Kupası Şampiyonluğu’na ulaşarak en üst seviyeye çıkmıştır. Milli takım tarihinde ilk kez 1996 yılında Avrupa Şampiyonası’na katılarak 2000 yılında çeyrek finale kalmıştır. Bu durum Türk futbolunun değişmeye başladığını ve Türk halkının da giderek futbol ulusu haline geldiğini göstermektedir. Özel televizyonlar verdikleri paraları karşılayabilmek için reklam yayınlamak zorundadırlar. 1993 yılında M. United-Galatasaray arasında ki Şampiyonlar Ligi mücadelesini naklen yayınlayan TGRT maç yayını için verdiği  450 bin doları karşılayabilmek için 70 adet reklam spotu yayınlamıştır. Bu durum ise Galatasaray’ın Arif Erdem ile kazandığı golün reklamlardan sonra izlenmesine yol açarak büyük tepki almıştır.

 

Kaynak: 

Mutlu, Erol (2001), Medya Politikaları, Ankara: İmge Kitabevi

*Futbol Endüstrisi

 

Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Murathan Birinci

Latest posts by Murathan Birinci (see all)

Paylaş:
Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın