Umberto Eco ve faşizmin 14 ilkesi

Küçük Eco 1942 yılı içerisinde güzel bir sabaha uyanır. Küçük Eco henüz on yaşındadır ve o gün bu çocuk ilk Ludi Juveniles ödülünü kazanır (genç İtalyan faşistlerin,yani her İtalyan gencinin, zorunlu olarak katıldığı gönüllü bir yarışmaydı bu).”Mussolini’nin şanı ve İtalya’nın ebedi varlığı uğruna ölümü göze almalı mıyız?” konusunu büyük bir ustalıkla işleyen Küçük Eco’nun yanıtı olumluydu. Kendisi o dönem için kendini ne de olsa akıllı bir çocuktum diye tanımlar.

Çocukluğunun iki yılını silahlı çatışma içinde geçiren Eco, SS’ler, faşistler ve partizanlardan nasıl sakınılacağını öğrenip “özgürlük” sözcüğünün anlamını kavrıyordu. Halkın yönetimlere ne türde tepkiler verdiği o dönemde gözlemleyip, halkın yönetimlere göre şekil aldığını belirtiyordu. 2. Dünya Savaşı dönemi bütün çocuklara savaşın normal bir şey olduğunun öğretildiğini söyleyen Eco, beyinlere sürekli bir düşman kavramı kazıldığının altını çiziyor. Dönemin en etkili propaganda aracı olan radyonun başında çokça vakit geçirilmiştir.

Eco dönemin din anlayışı ve Mussolini’nin felsefesinede değiniyor: ”Mussolini’nin bir felsefesi yoktu, yalnızca belagati vardı. Başlangıçta ödün vermez bir ateistken, sonradan kilise ile kondortato imzalamış ve faşist flamaları kutsayan piskoposlarla iyi ilişkiler içinde olmuştur. Birs öylentiye göre ruhban sınıfına karşı olduğu ilk yıllarında, Tanrı’dan kendisini hemen oracıkta çarpmasını, bu yolla varlığını kanıtlamasını istemiştir. Belli ki Tanrı bu çağrıyı duymamıştır. Sonraki yıllarda ise Mussolini söylevlerinde Tanrı’nın adını olumlu olarak anıyor.”

Mussolini döneminde sanat ve edebiyat alanında faşist rejim ile taban tabana zıt olsa bile bazı akımlar engellenmemiştir. Bunun nedeni ise bu sanat ve edebiyat eserlerinin halkın gözünde anlaşılmaz olmasıdır.Yani halk anlamıyorsa sorun yoktu! Ancak bu İtalyan faşizminin kesinlikle hoşgörülü olduğunu göstermiyor. Gramsci ölene kadar hapiste kalmış, muhalefet liderleri suikastlara kurban gitmişler, özgür basın susturulmuş, sendikalar dağıtılmıştır. Yasama erki kağıt üstünde kalmış, hem yargıyı hem kitle iletişim araçlarını denetleyenyürütme gücü doğrudan yeni yasalar çıkarmıştır.

1) Eco felsefik açıdan oturmamış ancak duygusal açıdan savunduklarına sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyleğini faşizmi 14 ayrı başlık altında tanımlar. Eco’ya göre faşizmin ilk özelliği gelenek kültü’dür.Gelenekçilik faşizmden çok daha eskidir. Kendi geleneklerine bağlılık varken diğer kültürler dışlanır.

2) Gelenekçilik, modernizmin reddi anlamına gelir. Hem faşistler hem de Naziler teknolojiye tapıyordu. Oysa gelenekçi düşünürler, geleneksel ruhsal değerlerin yadsınması olarak gördükleri teknolojiyi genellikle reddederler. Ne var ki, Nazizm sanayideki başarılarından gurur duymuş olsa da, modernizme düzdüğü övgü “kan ve toprak” üzerine kurulu bir ideolojinin yalnızca yüzeysel bir yönüydü. Eco faşizmde kapitalist yaşam tarzının reddedildiğini ve teknolojini ciddi bir araç olduğunu belirtir.

3) Faşizmde düşünme yoktur, sadece faşist eylemler vardır. Eylem için eylem sürekli vurgulanır. Faşizmde entelektüel düşünceye karşı bir tavır alış vardır. Eco burada Gobbels‘in “ne zaman kültürden söz edilse, tabancamı çekerim” sözünü hatırlatıyor.

4) Faşizm eleştiriyi reddeder. Faşizmde görüş ayrılığı ihanettir.

5) Faşizmde farklılıklar korku kaynağıdır.

6) Eco’ya göre faşizmin ekonomik bir bunalım döneminde alt kesimlerin baskısına karşı kendine destekçi arar ve bu destekçi “eski proleter” “yeni burjuvadır”.

7) Faşizmde yandaşların bir araya gelebilmesi için ortak düşmana ihtiyaç vardır. Faşizm kendine sürekli olarak bir düşman yaratır. Faşizm yandaşları kendilerini bir düşman tarafından sıkıştırılmış hissetmelidir. Bu durumlarda genellikle yabancı düşmalığı ve göçmen karşıtlığına başvurulur. Günümüzde Yunanistan’da güçlenmekte olan, ırkçı parti Altın Şafak ciddi anlamda bir örnektir. Bu parti yabancı ve göçmen karşıtlığını söylem haline getirirken, yabancılar için özel kamplar ve göçmenler için sınırlara mayın döşenmesi önerisini getiriyor.

8) Faşizmde insanlar kendilerini yabancıların zenginliği altında ezilmiş hissetmelidir. Eco’ya çocukluğunda İngilizlerin “günde beş öğün yemek yiyen halk” olduğu öğretilmesi buna bir örnektir.

9) Faşizme göre yaşamak için mücadele edilmez, ”mücadele etmek için” yaşanır. Faşist ideolojilere göre barışseverlik düşmanla işbirliği demektir. Çünkü yaşam sürekli bir savaştır.

10) En iyi yurttaş parti üyeleridir. Her yurttaş partiye üye olmalıdır. Liderin gücü kitlelerin zayıflığından gelir. Kitleler o kadar çaresizdir ki bir kahramana ihtiyaç duyar. Kendi zayıflılıklarını liderle unutmaya çalışır. Faşizmde çalışma kademelerinde üst astına yukardan bakar ve onu hor görür.

11)Faşizmde herkes kahraman olmak için yetiştirilir. Kahramanlar nerdeyse mitolojik varlık haline getirilir. Onlara göre ölüm en büyük kahramanlıktır. Günümüzde özellikle askeri okullarda bu kahramanlık öğretilirken, zorunlu askerlik ölümün getireceği kahramanlık ile görev hale getirilir.

12) Faşizm kadını küçük görür.

13) Faşist yönetimler demokratik seçimler yoktur. Çoğulculuk değil çoğunlukçuluk esastır. Lider kitlelerin sözcüsü konumundadır. Propaganda ile bireysel düşünceler etkilenerek kitlelerin aynı şeyi düşünmesi sağlanır.

14) Okul ideolojik aygıtların başında gelir. Tüm okul kitaplarında, karmaşık ve eleştirel akıl yürütmenin araçlarını sınırlandırmak üzere, son derece sınırlı kısıtlı bir sözcük dağarcığı ve ilkel bir sözdizimi temel alınır. (İvan Illich Okulsuz Toplum adlı kitabında okulun statükonun korunmasında önemli bir araç olduğunu yazar. Ona göre okullar bir ideoloji dayatır ve başka bir görevi yoktur)

Küçük Eco faşizmin yıkılmasında sonra birçok partinin varolabileceğini kavrar. Tabii faşizmin sonrası ortaya çıkan partilerin aslında faşizm döneminde yeraltında faaliyetlerine devam ettiğini öğrenir. Faşizm sonrası İtalya düşünme, konuşma, basın ve siyasal örgütlenme özgürlüğünü kutluyor. Eco özgürlük kavramının unutulmaması gerektiğini ve faşizm her zaman askeri değil sivil kıyafetlede karşımızada çıkabileceğini belirtir. Eco görevimizin faşizmin maskesini düşürmek olduğunu ve ona karşı her an dikkatli olunması gerektiğinin altını çizer.

Umberto Eco’nun engin bilgisi ve benim yorumlarımla gelişen yazıyı şöyle bitirelim: Özgürlük ve kurtuluş, asla sonu gelmeyecek bir görevdir. Sloganımız şu olsun ”Unutmayın.”

 

Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Murathan Birinci
Paylaş:
Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir