Ciddi bir araştırmacı gazetecilik örneği: Mobilya Dosyası

Uğur Mumcu ve Altan Öymen‘in uzun süreli bir araştırma sonunda ortaya çıkardığı ve Mobilya Dosyası olarak adlandırılan büyük skandal ülkemizde araştırmacı gazeteciliğe gösterilen en önemli örneklerden biridir. Günümüz Türkiye’sinde mevcut yasalar ve iktidarların medya üzerindeki baskıları nedeniyle pek göremediğimiz bu tür çalışmalar aslında siyasi düzendeki çürümüşlüğü ve beraberinde toplumda, yaşanan olaylara tepkisizliği getirmiştir. Eğer medya susuyorsa halkta susuyordu. Maalesef ülkemizde Uğur Mumcu çizgisini sürdürecek bir gazeteci cesareti mevcut değil ya da mevcut olmasına izin verilmiyor.

Uğur Mumcu’nun 1975 yılında Anka Ajansı‘nda çalışırken, arkadaşı ve meslektaşı Altan Öymen’le yazdıkları ve yine Anka Ajansı tarafından gündeme getirilen Mobilya Dosyası ciddi bir örnektir. Mumcu ve Öymen, zamanın başbakanı Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in, çok kalitesiz mobilyaları hatta yer yer suntaları İtalya, Libya, Kıbrıs gibi ülkelere ihraç ederek, yüklü miktarlarda vergi iadesi aldığı, bir ihbar telefonundan hareketle yurt dışı bağlantıları ile birlikte ortaya çıkarmışlardı. İki gazeteci, araştırmacı ve doğru gazeteciliğin gereği olarak olayı sürekli takip etmişler, uzun süre ülke içinde ve dışında izlemişlerdir. Olay ve olayla ilgili haber ve yazılar yoğun siyasi ve toplumsal yankılar uyandırmış, Başbakan Demirel siyasi yaşamının en zor günlerini yaşamış, aleyhinde Mobilya Komisyonu diye anılan Meclis Komisyonu kurulmuştu.

Uğur Mumcu olayı şöyle özetliyor: “Yurttaşın binbir güçlükle ödediği vergiler, Başbakanın yeğenine aktarılmakta ve demokratik düzen, kardeşler, yeğenler, saltanatını sağlamaya yaramaktadır. Son yıllarda muhtıralar alınıp verilmiş, insanlar hücrelere atılmış işkencelerden geçirilmiş, idam sehpalarında delikanlılar sallandırılmış ve sonunda işte böyle, başbakanın yeğeni zengin edilmiştir.”

  1. ALTAN ÖYMEN’DEN UĞUR MUMCU VE MOBİLYA DOSYASI

Altan Öymen olay sırasında yaşananları şu şekilde aktarıyor. “Uğur Mumcu’yla benim konuyla ilgili olarak Cumhuriyet’te çıkan her haberimize, her yazımıza ‘yalandır’ diye cevap veriyorlardı.” Altan Öymen o dönemde komünistlikle suçlandıklarını, Mumcu’yla birlikte çalıştıkları ANKA Ajansı’nı hedef alarak mali durumunu inceletmek için ajans içine müfettişler soktuklarını anlatıyor. Altan Öymen açılan tazminat davaları konusunda ise şunları aktarıyor: “Mumcu’la birlikte şöyle düşündük: Bu davaların her biri için mahkemelere savunma delilleri sunmak gerekiyordu. Bunları biz, olayın gelişmesini de anlatabileceğimiz bir kitap içinde toplayabilir, her davada mahkemeye o kitabı sunabilirdik. Bu, hem bize teknik bir kolaylık sağlardı, her seferinde ayrı ayrı dosyalar hazırlamaktan kurtulurduk…” Bunu yaptılar ve açılan davalardan beraat ettiler.

Altan Öymen çalışma arkadaşı Mumcu’yla ilgili olarak ise şunları belirtiyor: “Sevgili rahmetli arkadaşım Uğur Mumcu bu çalışmanın merkezindeydi. En ufak ayrıntıyı gözden kaçırmayan dikkatli ve güçlü soruşturma mantığıyla, bulduğumuz yüzlerce belge ve bulguyu inceliyor, aralarındaki bağlantıları saptıyor ve gerçekleri ortaya çıkarıyordu. Sonra da bunları, Cumhuriyet’teki sütununda yazıyordu. O su gibi okunan, hem sağlam bir mantıkla örülmüş, hem de usta bir mizah yeteneğiyle donatılmış yazılarında…”

  1. MOBİLYA DOSYASI

Olay 1975 yılının Mart ayında ANKA’ya gelen bir ihbar telefonuyla başlıyor ancak olayın öncesi yani 1974 yılında Yahya Demirel ve şirketinin gerçekleştirdiği ihracatlar var. O dönemde Ankara’da mobilya satan esnafında söylediği gibi Yahya Demirel çok ucuza ve çok kalitesiz mobilyalar alarak, bunları çok yüksek fiyatlara yurt dışına satıyordu. Bu satışlar karşılığında ise çok yüksek miktarda vergi iadesi almıştır. Ancak adı vergi iadesi çünkü bu verilen %75 lik bir iade ve aslında ihracatı özendirmek için verilen bir teşvik. Malı ihraç ediyorsunuz ve karşılığında sadece gümrük çıkış belgelerini Merkez Bankası’na göstererek teşviğinizi alıyorsunuz ve bu da ihracatı özendirmek oluyor.

Yahya Demirel ilk beş mobilya ihracatının ikisini Kıbrıs, ikisini İtalya ve birini Libya’ya yapmıştır. Bu beş ihracatla 26 miyon TL kazanarak, karşılığında 20 milyon TL vergi iadesi aldı. Yapılan bu ilk beş ihracat çok dikkat çekmiyor ama bazı şüphelerde yok değil. Örneğin gümrük çıkış noktalarının Karadeniz Ereğli’si olması ilginç karşılanıyor. Neden Akdeniz’e yapılacak satışlar için bir Karadeniz limanı tercih edilir? Tabii ülkede siyasi belirsizlik olmasıda Demirel’in işine geliyor. Sık sık seçim olması yükü memurların ve bürokrasinin üzerine yıkmasından dolayı Demirel işini rahatça halledebilir bir durumdadır.

Demirel’in Libya’ya yapmak istediği 6. ihracat ise Ticaret Bakanlığı’nın şüphesinin çekmiştir. Çünkü bu ihracatta Demirel’in şirketi tek seferde 16 Milyon TL’lik bir ihraç sonucunda 10 Milyon TL’lik bir vergi iadesi elde etmeyi amaçlıyordu. Konunun üzerine giden Ticaret Bakanlığı müsteşarı Şeref Durugönül, İsviçre’de alıcı firma olarak görünen Mopar adlı firma konusunda İsviçre Ticaret Ateşeliği’nden tüm bilgi ve belgeleri ister ve gelen belgeler sonucunde Demirel’in alıcı olarak gösterdiği Mopar adlı firmanın İsviçre’de ticaret kayıtlarında yer almadığı anlaşılır. Ayrıca AP’li Ticaret Bakanı vergi iadesi oranını fazla bularak düşürülmesini isterken, Demirel’in altıncı ihracatını ise iptal etmiştir. Ancak Yahya Demirel’in yolsuzluklarını ortaya çıkaran müsteşar Şeref Durugönül daha sonra görevinden alınacaktır.

Olay ilk gazete haberi olarak ANKA kaynaklı olarak 12 Temmuz 1975’de Cumhuriyet’te yer alır. Bu haberde geçmişte gerçekleşen tüm olaylar özetlenir ve yapılmak istenen 6. ihracatın neden iptal edildiği sorusu üzerinde durulur. Bir gün sonra Milliyet yaptığı haberde ise olaya şüpheli yaklaşarak, haberi “Cunhuriyet’in iddiasına göre” şeklinde verir. Uğur Mumcu 14 Temmuz’daki yazısında olayla ilgili iki önemli soru sormuştur:

1) Alıcı firma olarak gösterilen Mopar için İsviçre’nin iki büyük bankası “böyle bir firma yok” demiştir. Bu firma nerededir?

2) Ayrıca İtalya’ya yapılan ihracat rakamları, İtalyan kaynaklarından alınan bilgilere göre bu kadar büyük değildir. İtalya’nın ortak pazar dışındaki bir ülkeden bu miktarda bir alım yapması mümkün değildir. Rakamlar neden büyük gösterilmiştir?

Ayrıca 15 Temmuz’da CHP milletvekili Yüksel Çakmur meclise bir soru önergesi vererek Mumcu’nun sorularını tekrarlamış ve savcılığa da suç duyurunda bulunmustur.

İlerleyen günlerde ise çok ilginç bir gelişme yaşanıyor. Olaydaki yolsuzlukları belgeleri ile ortaya çıkaran eski müsteşar evinde silahlı saldırıya uğruyor. Basının konuyu gündeme getirmesine rağmen, tutuklanan kişi serbest bırakılıyor ve olayın siyasi boyutuna girilmiyor. Gazeteciler saldırı olayının Demirel’ler ile olan bağlantısını sorgulasada bir sonuç alamadılar. Uğur Mumcu olaydan sonra yazdığı yazıda Demirel ailesine ağır eleştiriler getirir ve konunun araştırılmasını ister.

Olayın Türk kamuoyu açısından oldukça büyüdüğü dönem ağustos ayı olmuştur. Bu dönemlerde Altan Öymen ise araştırmacı gazetecilik refleksi ile yurt dışına çıkar ve orada Mopar adlı firmayı aramaya başlar. Yahya Demirel’in firmasının adres olarak gösterdiği yerde ise çok ilginç bir ismin oturduğu ortaya çıkar. Bu isim Demirel ailesi ile çok içli dışlı olan, Demirel ailesi sayesinde devlet bankalarından krediler alan ve en sonunda yurtdışına kaçmak zorunda kalan Mıgırdıç Selefyan’nın oğlu Arden Selefyan’dır. Bunun üzerinde 1 Eylül günlü yazısında Uğur Mumcu geçmişteki Selefyan-Demirel ilişkisini yazar ve yine önemli sorular sorar. Ayrıca Milliyetçi Cephe yanlısı gazetelerde dahi bu olay sonrasında Demirel’leri savunan çıkmaz.

Tüm bu olaylar yaşanırken gazeteci Füsun Özbilgin, Yahya Demirel’i ofisinde bulup bir röportaj yapar. Bu görüşme sırasında Yahya Demirel’in avukatıda hazır bulunmuş ve sorulan pek çok soruya kendi cevap vermeye çalışmıştır. Yahya Demirel gergin bir şekilde sorulara cevap verirken, sürmekte olan soruşturmanın sona ermesini beklediği açıklar. Demirel verdikleri alıcı firma adreslerini doğru olduğunu ve içlerinin rahat olduğunu söyler. Sorulan bir soru üzerine ise Selefyan’ı tanıyıp tanımadığının önemli olmadığını söyleyip konuyu değiştirir. Füsun Özbilgin’in dikkatini çeken en önemli açık ise Demirel’in soruşturmanın 15 gün içinde biteceğini tahmin etmiş olması. Nasıl bu kadar emin olabiliyordu?

Eleştirilerin iyice artması üzerine, Başbakan Süleyman Demirel bir basın açıklaması yapar ve Bülent Ecevit’i suçlar. Demirel vergi iadesi ile ilgili yönetmeliğinin Ecevit döneminde çıktığını ve kendilerinin bir ilgisi olmadığını kamuoyuna duyurur. Süleyman Demirel ilerleyen günlerde suçluluğun verdiği psikoloji ile daha da sertleşecektir. Özellikle Altan Öymen’in Selefyan ilişkisi üzerine yazdığı yazı tepkisini çekmiştir. Dönemim Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon ise düzenlediği bir basın toplantısına AA ve hükümet yanlısı birkaç gazeteyi çağırıp, konuyla ilgili iddiaları şiddetle reddeder. Ergenekon’da tıpkı Demirel gibi suçu Ecevit dönemine atar. Ergenekon’un suçu Ecevit hükümetine atması eski müsteşar Şeref Durugönül’ün de tepkisini çekmiştir. Durugönül tüm belgeleri kedisinin yurt dışı kaynaklardan elde ettiğini ve her şeyin ortada olduğunu açıklar.

Tüm tartışmalar devam ederken Altan Öymen yurtdışında araştırmalarına devam etmektedir. Öymen, Mopar dışında alıcı firma olarak gösterilen firma Comamor ve Inter adlı firmalarıda aramış ancak bulamamıştır. Öymen elindeki bilgileri İsviçre bankalarından aldığı bilgi ve belgelere dayandırmıştır. Altan İsviçre’deki araştırmalarından sonra Lihteştayn’a geçer. Burası ile ilgili bazı duyumlar gelmiştir. Çünkü bu küçük Avrupa ülkesi hayali ihracat düşüncesinde olanlar için bir cennetttir. Burada şirket kurmak çok kolaydır, bir Lihteştaynlı bulmanız yeterlidir. Ancak gelişmiş ükeler bu konuda önlemlerini alırken, Türkiye’nin henüz bir önlemi yoktur. Bu küçük ülke Demirel’ e cazip gelmiştir. Altan Öymen burada bir araştırma ofisi ile anlaşıp şirketle hakkında geniş çaplı bir araştırma-inceleme yaptırır ve bu inceleme sonucunda Mopar adlı şirket bir avukatlık yazıhanesi adresli olarak bulunur. Araştırma sonucunda Mopar adlı firmanın 10 bin Frank sermaye ile kurulduğu ama bunu karşılık sermayesinin 640 misli bir ödemeyi Demirel’in firmasına yaptığı ortaya çıkar. Bu büyük ödeme nasıl gerçekleşmiştir sorusu ülke gündemine Öymen sayesinde oturur. Diğer şirketlerle ilgili aynı şüpheler dikkati çekmiştir. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Son Havadis CHP’yi suçlamaktadır.

Olay Eylül ayı ortasında ülke gündemine bomba gibi düştü. Cumhuriyet’te Ali Sirmen, Yeni Ortam’da İlhami Soysal ve Tercüman’da Osman Kibar, Demirel ailesini eleştiren yazılar kaleme alırlar. Sağ basında konuyu gündeme getirmek zorunda kalmıştır. Olay bütün yurtta konuşulmaya başlanınca, Demirel Cumhuriyet Gazetesi ve yazarları ile eski müsteşar Şeref Durugönül’e dava açar. Altan Öymen ise pes etmeden yurtdışı araştırmaları ile ilgili olarak yazılarında sorular sormaya devam edecektir. Sorular şirketlerin nerede olduğu, Selefyan ilişkisi ve şüpheli olan liman konusu üzerinedir.

Gündem konuyla çalkalanırken, Şeref Durugönül’e belgeleri temin eden Bern’de ki Ticeret Ataşeliği’nde görev yapan ataşeler Arap Yarımadası’na tayin edilir. Ayrıca eski Müsteşar Şeref Durugönül’ün Diyarbakır’a tayini ile karaname Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün önüne gelir. Uğur Mumcu yazdığı bir yazıda Korutürk’e çağrı yaparak, Durugönül’ün atama kararnamesini imzalamaması çağrısı yapar. Yapılan bu atama çalışmaları iktidarın konudan ne kadar çekindiğinin bir göstergesidir. Bir susturma ve cezalandırma faaliyeti yürütülmektedir.

Mumcu yazdığı diğer yazılarda ise Demirel ailesinin Ziraat Bankasın’ndan aldıkları

85 Milyon TL’lik krediyi gündeme getirir ve bu kredilerin nerelerde kullanıldığı sorusunu sorar. Hürriyet Gazetesi 16 Ekim’de Yahya Demirel ile görüşür. Bu görüşmede Demirel, Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon’u farkında olmadan yalanlarken, konuyu gündeme getiren gazetecileri ise haklı çıkarmıştır.

Cumhuriyet ve yazarları açılan davalardan beraaat ederken, Mobilya Dosyası’nın siyasi boyutunun üzerine pek gidilememiştir. Mecliste açılan iki komisyon engelleme faaliyetleri ile çalışamaz duruma gelmiş ve konunun üstü örtülmüştür. İlerleyen yıllarda Demirel yine başbakanlık yapmış ve hatta Çankaya Köşkü’ne kadar çıkmıştır. Dünyada yaşanan örneklerde başkanlar istifa ederken,

bizim ülkemizde ise bu onurlu davranış gösterilememiş ve siyasiler hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmiştir. Yaşanan olaylar Türkiye’de araştırmacı gazetecilik faaliyetlerinde bulunmanın ne kadar zorlu olduğunu göstermektedir.

  1. ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK İLKELERİNE GÖRE MOBİLYA DOSYASI

Araştırmacı Gazeteciler ve Editörler Derneği (IRE)’ne göre araştırmacı gazeteciliğin varolabilmesi için 3 temel unsur vardır. Bunlar;

1)Başkalarının yapmış olduğu çalışmalardan yola çıkarak araştırmacı gazetecilik yapılamaz. Diğer gazetecilerin bilgi ve belgeleri kullanılamaz.

-Mobilya Dosyası’nda Uğur Mumcu ve Altan Öymen’ın kullandığı bilgi ve belgeler devlet kurumlarından elde edilmiş ve ilk kez onlar tarafından kullanılmıştır.

2)Araştırma yapılan konunun okyucu ya da izleyicinin ilgisini çekebilecek haklı bir öneme sahip olması gerekir

-Mobilya Dosyası özellikle 1975 yılının ağustos ayında büyüyor ve gündeme bomba gibi düşüyor. Halkın oldukça ilgisini çeken konu üzerine mecliste komisyon kuruluyor. Konu, halkın ödediği vergilerin vergi iadesi adı altında bir kesime aktarılmasından dolayı haklı bir öneme sahiptir.

3)Söz konusu olayın mutlaka kamuoyundan saklanması ve üstünün örtülmüş olması gerekir.

-Demirel ailesi olayın üstünü örtmek için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Elde ettiği belgelerle önemli bir olayı aydınlatan müsteşar Şeref Durugönül görevden alınmış ve daha sonrasında silahlı saldırıya uğramıştır. Mumcu ve Öymen’in iddiaları reddedilmiş ve kendilerini haklı çıkarmaya gayret göstermişlerdir. Süreç gazetecilere dava açmaya kadar ilerlemiştir.

  1. SONUÇ

Konuyu dikkatle okuyup, inceleyince bu ülkede neler olmuş böyle demekten alamıyorum kendimi. O yılların gazatecilerin onurlu ve dik duran tavırları ile bugünün girdiği kabın şeklini alacak kıvama gelen gazetecilerini görünce üzülmek elde değil. Her türlü siyasi baskıya direnen gazeteciler ve devlet memurları o günlerde varolmuşlar ancak günümüzde siyasi iktidarlar ve özgürlükçü olması gereken yasalar, yapılacak her türlü aydınlatıcı araştırmanın önünü tıkamaktadırlar. Yapılması gereken yasaların ve zihniyetlerin daha özgürlükçü bir hal almasıdır. Eğer olumlu yönde gelişmeler yaşanmaz ise halk pek çok olayın farkında olmayacak ve hesap soramayacaktır. Öğretilen teorinin, uygulama aşamasında terse dönmesi ciddi bir sıkıntıdır. Sadece okurken değil, öğrenilenin pratik esnasında da uygulanabilmesi, bütün sorunları gidermede insanlara ciddi yardımda bulunacaktır. Kitaplarda yazanlar ne zaman siyasileri rahatsız etmez, işte o gün bu ülkede araştırmacı gazetecilik ciddi anlamda gelişecektir. Gazeteciler rahat, güvende hissedebilecekleri bir ortamada çalışırken, siyasiler ise gerektiğinde istifa etmeyi öğreneceklerdir…

Tüm gazetecilerin özgür olduğu bir ülke dileğiyle…

 

 

Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.
Murathan Birinci
Paylaş:
Murathan Birinci

Murathan Birinci

1989 yılında Rize'de doğdu. İlköğretimi Rize Kurtuluş İlköğretim Okulu, Liseyi Rize Hasan Sağır Lisesi'nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden 2014 yılında mezun olmasının ardından aynı üniversitede Gazetecilik Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir